Kitabı bitirdim. Ben Hüseyin Rahmi Gürpınar'ı çok seviyorum ya. Kitaplarında 1800'lerin sonu 1900'lerin başı olmasına rağmen "aydın kadın" figürünü güzel işlediğini düşünüyorum. Kendisinden daha önce "Meyhanede Hanımlar, Efsuncu Baba ve Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç" okudum. Efsuncu Babayı pek hatırlamıyorum ama diğer ikisinde de feminizm temelleri vardı. Ayrıca kendisinin Türk Edebiyatı için harika bir yazar olduğunu düşünüyorum. Aldatma temasının dışına çıkıp birçok farklı konuda da toplumu çok iyi yansıtıyor. Kitabımıza gelecek olursam:
Dul kalan Fikriye Hanım için birkaç kez evlenmiş ve iki çocuğu bulunan Naşit Nefi Efendi önerilir. Fikriye Hanım bu adamı araştırdığında adamın ilk eşinin hortlayıp Cadı olduğunu duyar ve bu işin aslını astarını öğrenmek için Neşi efendiden boşanan kadının yanına gider.
Tek oturuşta bitecek bir kitap. Oldukça akıcı, cümleler sıkmıyor, olay kendisini merak ettiriyor. Bu kitabı okurken doğaüstü konuları Amerikalı gibi işlemeden tamamen Türk kültürünü içerecek işlemenin çok iyi bir örneği olduğunu fark ettim. Karakterler Türk ve öyle davranıyorlar.
Ayrıca kitapta daha önce taaşşuku talat ve fitnatta gördüğümüz (tarihlerini bilmiyorum belki cadı daha öncedir) "uçkuruna sahip çıkmazsan böyle böyle olur" tarzında bir eleştiri vardı. Her şey Naşit Nefi Efendi'nin ak sakallı dede olduğunda bile "kadın istemesi" yüzünden oluyor.
Bence kaliteli bir eleştiri olmuş. Ayrıca kitapta kadınlar beyaz atlı prens tarafından falan kurtarılmıyor. Gerçek bir feminizm okuyoruz aslında ve bu bence o döneme göre çok cesurca bir hareket. Çünkü kadınlar eleştiriyor bu kitapta. Ben çok sevdim, iyi ki okumuşum.
8.5/10 ☆
Kitabımız yer yer katil ağzından anlatılıyor. İkinci kitap olduğu için konu falan anlatma gereği duymuyorum. Kitap gerçekten erkek eli değmiş gibi diyeceğim ama zaten :)
Kadınlar hep s*ks sahnesinde var. Mevsimlik işçi anlatır gibi anlatmış yazarımız ve okuduğumuz tüm kadınlar ya tcavüze uğramış ya da *zgın olmakla suçlanıyor. Bu tip karakterler tabii ki işlenebilir. C*nsel arzusu yüksek olan veya tacize uğrayan kadınlar dolu etrafımızda ama benim takıldığım nokta bu kitaptaki tüm kadınların bu iki olgu üzerinde işleniyor olması. Anladığım kadarıyla yazarımıza göre bir kadın sadece bu şekilde var olabiliyor. Bacak arasıyla!
Hatta daha da kötüsü bir sahnede Noa karakteri t*cavüze uğramak üzereyken kurtarılıyor (tabii ki beyaz atlı prens tarafından) ve sonrasında şey diyor içinden keşke oyuncak katili bunları öldürseydi. Heh diyorum mantıklı bir cümle kurdu ama sonra diyor ki POTANSİYEL T*CAVÜZVÜLERİNE aklımdan geçenlerden utanıyorum iyi veya kötü kimse ölmeyi hak etmez. Bu kitabı yazım dili ve işleniş, mantık hataları hatta kurgusal boşluklar ile de çok güzel gömerim emin olun çünkü aşırı eksik bir kitap ama keşke şöyle sahneleri okumak yerine ben bu kitabın edebi yeterliliği eleştirseydim.
Toplumumuzda t*cavüz edilerek insanlar öldürülüyor. Kadınlar bile demiyorum insanlar öldürülüyor ve bunlar kitaplarda işleniyorsa böyle alçakça işlenmemeli. Özür dilerim hatta oyuncak katili edasıyla özür mözür dilemiyorum sizi ahmaklar bir erkek anlamayacağı bir travmayı kitaplarda kullanmasın bi zahmet!
Kitaba dair iyi şeyler de yok değil, yazar katilden nefret etmemizi sağlamak istemiş Kİ Bİ ZAHMET. Ve bunu amerikan dublajlı dördüncü duvarı kıran karakteri ile gayet de başarmış. Okurken kitabı dağlara taşlara atmak istedim katile olan nefretimden. Ama tabii her güzel şey gibi