Sürgün Günlükleri, Yannis Ritsos'un Yunan İç Savaşı sırasında sürgün edildiği kamplarda yazdığı kimi uzun kimi kısa şiirlerden oluşuyor. Neredeyse her gün yazılmış. Ayrıca bir isimleri yok, yalnızca tarih atılmış üzerine. Şiirden ziyade, kitap isminden de anlaşılacağı üzere bunlar daha çok günlük olarak nitelendirilebilir.
Maalesef ki Ritsos gibi binlerce kişi bu kamplarda sürgünmüş. Ritsos bu günlüklerde orada vaktin nasıl geçtiğinden, neler yaptıklarından, neler hissettiklerinden, o sınırlı alanda görebildiği her şeyden yalın ve etkili bir dille bahsediyor. Kitabın kapağında yer alan dikenli telleri şiirlerde de sıklıkla görüyoruz. Örneğin:
"Nerede bu tel örgünün sonu?
Salyangozlar öldürülenlerin giysileri arasında sürünüyor.
Ama sadece ölmek için
gelmedik bu dünyaya.
Gün ağarırken
limon kabuğu kokusu geldiğine göre."
Kitapta sanırım en beğendiğim kısım burası oldu ve son dizeler bana tatlı bir umut verdi.
Kamp şartlarına da değinmek istiyorum. Sunuştan şu kısmı alıntılıyorum: "Erkek, kadın ve çocuklardan oluşan yirmi bin sol görüşlü sürgün çadırlarda kalıyor, önce bir yerden başka yere, sonra tekrar eski yerine taş taşımak gibi anlamsız ve aşağılayıcı işlerde çalıştırılıyordu. Kamp aynı zamanda egemen sınıfların ideolojisini benimsetme amacını güden bir yeniden eğitim merkezi işlevini de görüyordu. Sürgünler Ritsos'un imzalamayı reddettiği bir 'pişmanlık dilekçesi' imzalamaya zorlanıyordu. İşkence ve idamlar gündelik hayatın bir parçasıydı."
Geçirdiğimiz korkunç günlerde okumak, daha da etkileyici kıldı Ritsos'un yazdıklarını. Yaşananlar farklı olsa da acılar çok benzerdi.
Ritsos bana çok umutlu biri gibi geldi, yazdığı bazı şeyler iyi hissettirdi. Yukarıda belirttiğim gibi. Sonlara doğru ise bu umudun azaldığını sezdim, ki sunuşta da bundan şöyle bahsediliyor: