Erkek Doğrama Cemiyeti Manifestosu, yani namı diğer SCUM (Society for Cutting Up Men), birçok kaynakta radikal feminizmin en çarpıcı ve en tartışmalı metinlerinden biri olarak anılıyor. Benim feminizm anlayışım pek çok noktada bu kitapla örtüşmese de, mesele radikal feminizm olduğunda bakış açımız bir noktada değişiyor.
Radikal feminizm, kadınların maruz kaldığı sistematik baskı ve eşitsizliğin temelini ataerkil sistemde gören bir feminist akımdır. Sınıf ayrımını merkeze almaz; aile ve annelik kurumuna eleştirel yaklaşır. En dikkat çekici yönü ise eşitliğin yalnızca yasal düzenlemelerle sağlanabileceği fikrini yetersiz bulması ve ataerkil yapının kökten temizlenmesini hedeflemesidir. Kitabın dayandığı bu teorik zemin bilinince, metindeki aşırılıklara anlam verebiliyorsunuz.
Eseri, yazarı Valerie Solanas’ın hayatını okuyarak karşıladım. Hayat hikâyesini öğrendikten sonra metindeki erkek öfkesinin kaynağını görmek zor değil. Maruz kaldığı şiddet, taciz, erken yaşta annelik, suç ve dışlanma; içinde büyüyen öfkeyi bir “intikam” duygusundan çok, sistemle hesaplaşma arzusuna dönüştürmüş. Ataerkil düzenden nefret etmek için illa Solanas’ın yaşadıklarını yaşamak gerekmiyor. Eğer hamile olma ihtimaline karşı işe alınmıyorsanız, sokakta rahat bir şekilde yürüyemiyorsanız, istediğiniz gibi giyinmek için mücadele vermek zorundaysanız, t*cize uğradığınızda suçlu kadın olduğunuz için siz oluyorsanız, sırf kadın olduğunuz yani "kolay hedef" olarak görüldüğünüz için öldürlüyorsanız, maruz kaldığınız sistematik şiddete rağmen sırf çocuğunuz için katlanıp sonrasında çocuğunuzu korumak için kaçarken hem çocuğunuzun hem de kendi hayatınızdan olup ÖLDÜRÜLÜYORSANIZ ya da tüm bunlara dolaylı da olsa şahit oluyorsanız ataerkillikten elbette nefret edersiniz. Bunların her biri bir sistemin