“Bu hayatın, şu yarım yamalak, orasından burasından dökülen hayatın, hakikaten hayat olduğuna ikna olmuş değiliz. Hayat nedense bizim önümüzde edebiyat ve felsefede durduğu gibi durmuyor. Görkemi, uğultusu, fısıltısı, sırrı yok. Anlat deseler, kekeme birkaç cümlenin, özet geçilebilir bir konusu gibi. Ama okuduklarımız? Ama içimizde yuvalanmış yokluğu? Bu yüzden, bunu, hakiki bir hayatın deneme sürümü gibi görüyoruz.”
“Sokrates’in, kendisini öldürecek olan baldıran zehri hazırlanırken flütle yeni bir ezgi öğrenmeye çalıştığı söylenir. ‘Ne işe yarayacak ki bu?’ diye ümitsizce sorarlar. ‘Yeni bir ezgi öğrenmeye’ der filozof.”
“Aşk, içteki ayaklanmanın adıdır. Bu ayaklanma sayesinde aşık, o vakte kadar uyuyan duyuşunu, kireçlenmiş hissiyatını, mefluç duyarlığını yepyeni bir tavırda tanımaya başlar. Aşık, biraz da, kendisinde olup bitene aşık olur.”
“‘İstanbul’dan geldim.’ Dünyanın yarısından çoğunda büyü etkisi yapan bir cümledir bu. Ama hele buralarda, Balkanlarda, bu bir cümleden ötesidir artık: Hatıraları hatıralara, kalpleri kalplere, kaderleri kaderlere, şehirleri şehirlerin ecesine bağlayan bir paroladır. Artık aramızdan biri değil, hepimiz birden İstanbulluyuzdur, hep birlikte Mehlika Sultan’ımıza aşık yedi gencizdir.”
“Görmeyen kurtulur. Görmeyi sürdürdüğümüz sürece, bilelim ki gördüğümüz o şey, bizim onarılması ve terbiye edilmesi gereken niteliğimizi ifşa etmektedir. İnsan insanın aynasıdır. Hangi kusuru görüyorsak, bizde muğlak ve biçimsiz olarak bulunan ama içten içe bizim huzursuzluğumuzun da kaynağını oluşturan şeyi görmüşüzdür.”