Karşılıksız bir aşka tutulan biri bu tutkusunu biraz olsun kısıtlama olanağına sahiptir; çünkü o bu yoksunluğun yalnızca kölesi, kulu değil, aynı zamanda da yaratıcısıdır. Aşık olan bu tutkusuna karşılık almayı başaramıyorsa bu, hiç değilse onun kendi suçudur. Ama karşılıksız olarak sevilen kişi, ölçüsünü ve sınırlarını kendinin belirleyemediği bu tutkuya gem vurmakta çaresizdir. Bir başkası tarafından sevilen herkes o kişinin karşısında çaresiz kalır. Böyle bir ilişkinin çaresizliğini yaşayan belki de yalnızca erkek tarafıdır, çünkü yalnızca o, bu tutkuya karşı koyma zorunluluğunun acısını, tasasını ve suçunu çekmekle yükümlüdür. Eğer istenmeyen bir tutkuya, karşılıksız bir aşka karşı koyan kadınsa, bu cinsiyetinin doğal bir sonucu olarak nitelendirilir. Kadınlara baştan beri reddetme hakkı tanınmış olduğu için, en ateşli aşkı, en büyük tutkuyu bile geri çevirmesi zalimlik sayılmaz. Ne yazık ki durum bunun tam tersiyse, yani bir kadın yüzünü kızartmayı göze alıp sevgisine karşılık alıp alamayacağını bile bilmeden, bir erkeğe umutsuz aşkını itiraf etmeyi göze almışsa, karşısındakinin soğuk kalması ve bu sevgiyi reddetmesi korkunç bir durumdur.