Sherlock Holmes’un yeni macerasıyla herkese merhaba
Sherlock, odasındaki eski dava dosyalarını düzenleyip, kutuların içini karıştırırken ilgisini çeken bir dosyaya rastlar. Ve bu ilginç vakayı yakın dostu Dr. Watson’a anlatmaya başlar. Vakanın merkezinde, Sherlock’un üniversiteden arkadaşı Reginald Musgrave var. İngiltere’nin köklü ailelerinden birine mensup olan Musgrave, yıllardır yanında çalışan kahyasının gizemli bir şekilde ortadan kaybolmasının ardından Sherlock’tan yardım ister. Ancak araştırma derinleştikçe olayın sıradan bir kaybolma vakasından çok daha fazlası olduğu ortaya çıkar. Musgrave ailesinin geçmişine uzanan sırlar, eski bir ritüel ve çözülmesi gereken gizemli ipuçları Sherlock’u oldukça karmaşık bir maceranın içine sürükler.
Bu serinin her kitabında olduğu gibi yine çok keyif aldığım bir okuma oldu. Sherlock Holmes’un olaylara bakış açısını okumayı gerçekten seviyorum. Herkesin gözden kaçırdığı ayrıntıları fark edip olayları çözmesi beni her seferinde şaşırtmayı başarıyor. Bu kitapta da yine gizem duygusu başından sonuna kadar hiç kaybolmadı. Bir yandan olayların nasıl çözüleceğini merak ederken bir yandan da ritüelin ardındaki sırrın ortaya çıkması için sabırsızlandım.Kızımla birlikte Sherlock Holmes maceralarını okumayı çok seviyoruz. Akıcı anlatımı ve merak uyandıran kurgusuyla bizi içine çeken bir hikâye oldu. Dedektiflik hikâyelerini seven çocuklara gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.
Serinin son kitabını da bitirmiş olduk çok şükür. Sıralamayı rastgele yaptım ama kitaplar ilerledikçe daha gizemli ve keyifli maceralar okuduğumu fark ettim. Bu da bir tarih gizemi. Konusu itibarıyla şöyle ki Reginald Musgrave Holmes'in üniversite arkadaşıdır. Ancak mezun olduktan dört yıl sonraya kadar görüşemezler. Dört yıl sonra ise Holmes'in kapısını çalar ve polislerin dahi çözemediği bir vaka için ondan yardım ister. Yönetimi kendine kalan Hurlstone köşkünün en uzun süre orada olan çalışanı kâhya Brunton enerjik ve mükemmel karakterli adam ve tek kusuru kadınlara çok düşkün olması. Musgrave ile de karısı öldükten sonra birçok sorun yaşar. Evdeki ona aşık olan hizmetçi Rachel'in de kalbini kırmıştı. Günlerden bir gün ev sahibi Musgrave gece yarısı yatağından kalktığında ışığı açık olan kütüphanede Brunton'un özel aile belgelerini karıştırırken bulur ve derhal işten kovar. Gizlice incelediği belgenin bir tür aile gelenekleri olan Musgrave Ritüeli olduğunu öğrenir. Ancak Brunton uzun yıllardır bu evde çalıştığından diğer çalışanlara karşı işten ayrılma bahanesi için bir müddet zaman ister. Birkaç gün sonra Brunton hiç kimseye haber vermeden, yatağı bozulmadan ve çok sevdiği takım elbisesiyle terliği dışında hiçbir eşyasını yanına almadan ortadan kaybolur.
Hiçbir iz dahi bulunamaz. Birkaç gün sonra ise hasta yatağındaki kâhyaya aşık ve kızgın olan hizmetçi kız Rachel de yanındaki bakıcısının uyumasını fırsat bilerek sabah ortadan kaybolur. İzler bir göl kenarında bıçak gibi kesilir ve Rachel'den hiçbir iz ve haber alınamaz. Sadece gölü araştıranlar bir çuval içinde eski paslı metaller, donuk renkli çakıllar ve cam parçaları bulurlar. Bu sebepledir ki Musgrave Holmes'tan yardım ister. O çuvalın göldeki işi nedir? Rachel ve Brunton'a ne olmuştur? Tüm bu gizemlerin
Şu ana kadar okumaktan en keyif aldığım kitap diyebilirim ana karakterimiz wolf iftiraya uğruyor ve 7 sene hapis yatıyor. bu süre zarfında intikamı planlıyor diyebiliriz asıl olay hapisten çıkınca başlıyor. Kitap biraz uzun yazılmış ama wolfun hapisten çıktığı yere kadar sıkılmadan okuduysanız devamında kitabı bitirmeden elinizden bırakmıyacağınıza eminim.
BumerangReginald Hill · Koridor Yayınları · 2013147 okunma
Okuduğum en garip korku kitabı. Asla tahmin ettiğim gibi bitmedi. Rüyalarıma dahi gireceğine o kadar eminim ki. Akıcı ve korkutucu bir kitaptı. Yazarın diğer kitaplarına da bakacağım.
“Yazgımı öğrenmeliyim
Dedi salyangoz
Zarif, ipek örgü zırhının içinde
İş işten geçmeden
Duvar boyunca sürünmeliyim.”
Virginia Woolf’un “Yazma biçimini kıskandığım tek kişi sayılır” dediği öykü türünün ustalarından olan Katherine Mansfield kısa yaşamına gece gündüz demeden yazarak çok şey sığdırmış bir yazar.
Yıldız Ramazanoğlu’nun kitabın sunuşunda isabetle tespit ettiği gibi Mansfield’ın yaşadığı zamanın koşulları oldukça ağırdı. Dünyanın en büyük imtihanlarından biri olan 1. Dünya Savaşı bütün acımasızlığıyla devam ediyordu. Buhar çağından elektrik çağına henüz tam manasıyla geçilememiş, elektrikle gelen kolaylıklar hayatlara gerektiği gibi değmemişti.
Yazma ve dünya görüşü hususunda ailesiyle sürtüşmeler yaşayan Mansfield: “Hep kuşkulu ve kibirli bir despotluğu sürdürmekte ısrarlılar. İkisi de tamamen zevksiz. Sürekli kızdırıyorlar beni. Onlara bakınca içimde tüyler ürpertici bir değişiklik oluyor. Davranışlarımda kararsızlaşıyorum. Rahatsız oluyorum... Evde yaşamak asla mümkün olmayacak. Bunu tamamen anlamış durumdayım. Devamlı sürtüşmeye neden olacaklar. On beş dakikadan fazla çekilecek gibi değiller. Kafa yapısı olarak da benden çok geriler.”
Yıldız Ramazanoğlu’na göre ailesinin bu tutumu ve Avrupa’da yalnız yaşama tutkusu, Mansfield’ın 29 yaşında tüberküloz olmasına giden süreci başlatan olaylar. Doğru olabilir. Bizi doğru sava götüren tek sonuç, bu kadar kısa süre hayatta kalmış bir yazarın ardında mükemmel öyküler bırakmış olması.
Mansfield, 20. Yüzyılın ilk yarısında Londra’da birçok entelektüel, yazar ve ressamın birlikte kurduğu Bloomsbury Group’un üyesiydi. Modernist kısa öyküleriyle saygı gördüğü grupta Vanessa Bell, Roger Fry, Duncan Grant gibi postempresyonist ressamlar, John Maynard Keynes gibi ekonomistler, E.M. Forster, Virginia
Cehennemlik Yürek ilginç bir fikirle başlasa da anlatım dili ve rahatsız edici betimlemeleri nedeniyle beni içine çekemedi. Karakterlerle bağ kurmak zor, atmosfer ise giderek yorucu hâle geliyor. Bu yüzden kitabı yarım bırakmak zorunda kaldım. Korku türünü sevenler için etkileyici olabilir ama benim için akıcı ve keyifli bir okuma olmadı.