Boş Ev – Detaylı Düz Yazı Özeti (Spoilerlı) Sherlock Holmes'un öldüğü sanılmasının üzerinden üç yıl geçmiştir. Dr. Watson, en yakın dostunu Reichenbach Şelalesi'nde kaybettiğine inanarak yaşamına devam etmektedir. Bu süre içinde Londra'da suç oranı yeniden artmış, Holmes'un yokluğu özellikle polis teşkilatında hissedilmeye başlamıştır. Bir gün şehirde büyük yankı uyandıran esrarengiz bir cinayet işlenir. Genç ve zengin aristokrat Ronald Adair, Park Lane'deki evindeki çalışma odasında başından vurulmuş halde bulunur. Odanın kapısı içeriden kilitlidir. Penceresi açıktır ancak odada herhangi bir silah yoktur. Kimsenin eve girip çıktığına dair hiçbir iz de bulunamaz. Polis olayın nasıl gerçekleştiğini açıklayamaz. Watson da merakına yenik düşerek olay yerini incelemeye gider. Kalabalığın arasında yaşlı bir kitap satıcısıyla çarpışır. Adam yere düşürdüğü kitapları toplarken Watson ona yardım eder. Olayın ardından yaşlı adam Watson'ın evine gelir ve bir anda peruk, sakal ve makyajını çıkarır. Karşısındaki kişi Sherlock Holmes'tur. Watson gördüklerine inanamaz. Öldüğünü sandığı dostu yıllar sonra karşısındadır. Holmes, Reichenbach Şelalesi'nde aslında ölmediğini anlatır. Profesör Moriarty ile boğuşurken Japon dövüş tekniklerinden yararlanarak onun dengesini bozmuş, Moriarty uçurumdan düşmüştür. Kendisi ise kayalıkların arasındaki dar çıkıntılara tutunarak kurtulmuştur. Ancak Moriarty'nin suç örgütündeki diğer üyelerinin de peşinde olduğunu bildiği için hayatta kaldığını kimseye söylememiştir. Üç yıl boyunca Tibet, Fransa ve Orta Doğu gibi birçok yerde gizlice yaşamış, suç örgütünün kalan üyelerini takip etmiştir. Holmes artık Londra'ya dönme zamanının geldiğini söyler. Çünkü Moriarty'nin en tehlikeli adamlarından biri olan Albay Sebastian Moran hâlâ serbesttir. Holmes,
Alıntı
“Son Vaka” (The Final Problem) – Sherlock Holmes Sherlock Holmes, Londra’da uzun süredir devam eden ve birbirinden bağımsız gibi görünen suç olaylarını incelerken, bu olayların aslında tek bir merkezden yönetildiğini fark eder. Banka dolandırıcılıkları, şantajlar, sahte belgeler ve siyasi komplolar arasında görünmeyen bir bağ vardır. Holmes, yaptığı titiz gözlemler ve çıkarımlar sonucunda tüm bu suç ağının arkasında “suç dünyasının Napolyon’u” olarak anılan Profesör Moriarty’nin bulunduğunu ortaya çıkarır. Profesör Moriarty, dışarıdan bakıldığında saygın bir akademisyen gibi görünse de aslında Avrupa’nın en güçlü suç örgütünü gizlice yöneten bir dehadır. Matematik alanındaki olağanüstü zekâsını suçları planlamak ve iz bırakmadan organize etmek için kullanmaktadır. Londra’daki birçok büyük suçun doğrudan ya da dolaylı olarak onun kontrolünde olduğu anlaşılır. Holmes, Moriarty’nin sistemini çökertmek için deliller toplamaya başlar ve bazı adamlarını yakalatmayı başarır. Ancak bu durum, Moriarty’nin dikkatini tamamen Holmes üzerine çeker. Moriarty, Holmes’un kendisi için ciddi bir tehdit olduğunu fark eder ve onu ortadan kaldırmak için plan yapar. Holmes da bunun farkındadır ve artık bu mücadelenin sadece bir soruşturma değil, ölümcül bir satranç oyunu olduğunu bilir. Moriarty’nin adamları Holmes’u takip etmeye başlar. Bu süreçte Holmes, yakın arkadaşı Dr. Watson’ın zarar görmemesi için onu bilinçli olarak olaylardan uzak tutar ve güvenli bir şekilde Londra’dan uzak bir yere gönderir. Watson, Holmes’un ani ve gizemli davranışlarını tam olarak anlayamaz ama onun ciddi bir tehlike altında olduğunu hisseder. Holmes, Londra’dan ayrılarak Avrupa’ya geçer. Amacı Moriarty’nin planlarını bozmak ve onu doğrudan karşı karşıya gelmeye zorlamaktır. Bu kovalamaca boyunca Holmes
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
akıl ve inanç
Bir zamanlar iki kâşif ormanda bir açık alana rast geldi. Açık alanda çok sayıda çiçek ve yabani ot büyümüştü. Kâşiflerden biri “Bu alana bir bahçıvanın bakıyor olması gerekir" der. Diğeri ihtilaf eder, "Burada bir bahçıvan yok." Çadırılarını kurarlar ve beklemeye koyulurlar. Hiçbir bahçıvan görünmez ortada. "Belki de görünmez bir bahçıvandır." Dikenli telli çit ile çevirimez orayı. Elektrik verirler. Tazılarla etrafını kontrol ederler. (Zira H. G. Wells'in Görünmez Adam'ının görünmediği halde koklanalıp dokunulabildiği hatırla-rındadır.) Fakat davetsiz bir misafiri cereyan çarptığını ima edecek bir çığlık da duyulmaz. Görinmez birinin tırmandığım ifşa edecek bir hareket de olmaz tellerde. Tazılar hiç havlamaz. Fakat yine de İnançlı adam ikna olmamıştur. "Fakat burada bir bahçıvan var, görünmez, dokunulmaz, cereyan çarpma-sindan muaf bir bahçıvan, kokusu olmayan hiç ses çıkarmayan, bir bahçıvan, sevdiği bahçeye bakmak için gizlice gelen bir bahçıvan." Sonunda Süpheci umudunu yitirir, "Fakat senin başlangıçtaki iddiandan geriye ne kaldi? Senin görünmez, dokunulamaz ve ezeli olarak gizli bahçıvanının hayalî bir bahçı-vandan veya hiç bahçıvan olmayışından farkı nedir?
Dini tecrübe esnasında beynin nörolojik tepkileri
Şahıslar murakabe yaparken, dua ederken veya bir mistik haldeyken onların beyinlerini taramışlar ve gözlenen sonuçları o kimselerin başka işler yaparken veya dinlenirken onlarda gözlemlenen beyin halleriyle karşılaştırmışlar. Araştırmacılar gözlemiştir ki, haber verilen dinî tecrübeler esnasında deneğin beyninin muhtelif sahalarında, mesela çeper lobunda kan akışı azalmış, buna karşılık başka sahalarda mesela amigdalada, sağ-ön geçici kortekste ve sağ-alın korteksinde kan akışı artmıştır. Bu özellikle ilginçtir; zira müspet olarak etkilenen sahalar çoğu zaman benlik-şuuru ile ilişkilendirilmektedir. Onlar dindar kimselerin ve Tanrı'yı düşünmesini istedikleri ateistlerin beyin faaliyetlerini karşılaştırdıkları zaman, ateistlerin beyinlerine göre, dindar insanların beyinlerinin, beynin daha fazla bölgesini kullanan, önemli ölçüde farklı faaliyet kalıpları sergilediği gözlenmiştir.
Sayfa 73·Kitabı okuyor
1000Kitap
William James (1842-1910) "hissetmenin dinin daha derindeki kaynağı olduğunu," bu sebeple de felsefi ve teolojik tefekkürün dinî tecrübenin yan ürünleri, doğal uzantıları olduğunu iddia etmiştir. Dinî tecrübe olmaksızın, ne teolojiler ne de dinî felsefeler olurdu. "Saf entelektüel süreçlerle doğrudan dinî tecrübenin verilerinin doğruluğunu isbat etmeye teşebbüs etmek kesinlikle boşunadır." James haklı olarak insanların dinî tecrübeleri olmaması durumunda, hiçbir din felsefesinin de olmayacağını iddia etmektedir. Aynı zamanda, din felsefesinin malzemeleri olan efsaneleri, dogmaları ve teolojileri meydana getiren dinî tecrübe "kişiye mahsus, aptalca ve kendini açıklamaktan aciz" olamaz.
Sayfa 65·Kitabı okuyor
1000Kitap
Clifford, yetersiz delile dayanan her inancın kınanmaya layık olduğunu iddia etmiştir. Clifford'ınki gibi bir görüşe sıkça yapılan bir itiraz şöyledir. Pek çok insan vardır ki, bunların özellikle de hayatlarını kazanmak için çok çalışması gerekir ve bunlar az eğitim almıştır. Bu insanların, inanmaya hakkı olması için Clifford'ın gerekli gördüğü tarzda ciddi bir düşünme ameliyesini yapmaya ya zamanları ya da yetenekleri hiç yoktur. Clifford bu itirazı dik-kate almış ve reddetmiştir: "Fakat birisi der ki, 'ben meşgul bir adamım; benim bazı sorular konusunda yetenekli bir hâkim olmam, hatta argümanların mahiyetlerini anlayabilmem için uzun süre çalışmak için benim zamanım yok. Bu durumda bu kişinin inanmaya da zamanı olmaması gerekir." Clifford'ın, incelikle gizlenmiş olan görüşüne göre, hiçbir dinî inanç sistemi, bütün inançlarımıza hâkim olması gereken yüksek isbatlama standartlarını karşılamaya elverişli değildir ve o halde makul (ve ahlaklı) bir kişinin dini inançları olmaksızın idare etmesi zorunludur.
Sayfa 96·Kitabı okuyor
1000Kitap