Masako kişiliksiz... sadece güzel bir kelebek gibiydi. Çiçek açtıkça açıyor, karşı konulmaz bir kadın oluyordu ve dolup taşan bir çekiciliği vardı ancak bu sadece fiziksel bir şeydi. Akıllıca laflar ettiği de olurdu fakat sanki robot konuşuyormuş gibi bir telaffuz tarzı vardı. Ya da şöyle diyelim, çok uzaklardan bilinmeyen, ürkütücü bir ses konuşuyordu sanki. Başka bir açıklaması yoktu. Biraz nahoş, dünyevi arzuları olması gereken bir kadının ruhuyla tıka basa dolu olan kadınlardan biri gibi görünmüyordu Masako. Doğuştan tüm tutkulardan yoksundu. Belki de Masako'yu böyle düşündüğünden Mataiçi o zaman Tokyo'dan ayrılırken gayet rahatlamış hissetmişti.
Bayan vitrin mankenine veda ediyorum. İnsaniyetsiz, güzel efsuncuya elveda artık. Elveda!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Resimdir, heykeldir, mimaridir, bunlardan farklı olarak bir canlının varoluşunu malzeme yapıp mest edecek güzellikteki bir yaratığı meydana getirip suyun içine salmaya çalışmak ancak muhteşem sanatsallıkta ilahi bir yetenek olmalı, diyen Masako, bu abartılı sözlerle Mataiçi'nin gelecekte ilerleyeceği yolu övdü.
Masako'nun fırlattığı, damağının içine yapışan kiraz çiçeğinin taç yaprağını içinde bir türlü geçmeyen bir özlemle hatırlıyor ve Mataiçi sık sık dilinin ucuyla damağının içine dokunuyordu.