~Dikkat Spoiler~
Martin Eden, Jack London'dan okuduğum ikinci kitabım oluyor. İlk önce Beyaz Diş'i okudum ve ardından hemen Martin Eden'ı okumaya geçtim. Beyaz Diş için de bir inceleme yapmak istedim ama nasip olmadı, belki ilerleyen zamanlarda yazarım.
İlk olarak benim en çok dikkatimi çeken ayrıntı, Jack London'ın sevgiyle olan problemiydi. Yazarla yeni yeni tanışıyorum, ama sadece iki kitabından bile anlayabildim sevgisiz büyüdüğünü. Kitap karakterlerini oluşturan bazı değerler bizzat kendi hayatında yaşadıkları, düşündükleri ve kendi özellikleri. Bir yazardan aksini de pek bekleyemeyiz zaten. Ancak kitap odaklı değil de, yazar odaklı okuduğumda bunu fark ettim. Bu yüzden de mutlu hissediyorum, Jack London hakkında pek bir araştırma yapmadan okumaya geçmiştim ve kitaplarından bunu kendim çıkarabildim. Belki de o çok açık yazmıştı.
Onun sevgiyle olan ilişkisi, hem Beyaz Diş'te hem de Martin Eden'da çokça karşıma çıktı ve kitaplarına da bunu yansıttığına göre, onun için cidden üzücü olmalı diye düşündüm. Martin Eden, sevgisiz büyüyordu, Beyaz Diş sevginin ne olduğunu bile bilmiyordu. Sevgiyi arayış içindeydi ve bu sevgi denen hissiyatın adını bile bilmeden içimizde nasıl filizlenebildiğini anladım. Sadece hissetmek yeterliydi bile bazen, onun ne olduğunu bilmeye gerek olmadan.
Martin Eden'ı kendime çok benzettim okurken. Sanki benim düşüncelerimin oluşturduğu bir karakter gibiydi. Birbirimize o kadar çok benziyorduk ki, kapıldım gittim okurken; sanki günlüğümü okuyormuşum gibi. Kendimle tartışmaya girdim, kendimi çokça Martin ile karşılaştırdım. Bu durumda Martin ne yaptı ve ben ne yapardım? Martin'e sinirlendiğim ve 'Yeter artık, abartmadın mı sence de?' diye çıkıştığım bile oldu. Belki kendimle ilişkilendirdiğim için hikayeye çok fazla kaptırdım kendimi.