• Karakterlerimiz ile mesleklerimiz arasındaki zıtlık beni hep düşündürmüştür. Gündelik hayatında ağzını bıçak açmayan utangaç bir arkadaşım çağrı merkezinde, çenesi düşük bir arkadaşım ise kütüphanede çalışıyor. İddiam o ki, insanlar, tarihin hiçbir döneminde bugün olduğu gibi karakterlerinin özüne ters işlerde çalış(tırıl)mamıştır. Bu savımı Eduardo Galeano veya Gündüz Vassaf gibi ansiklopedik bilgilerle destekleyemem ama Ortaçağ'da geçen filmleri düşünün, bir tane "Nerden nalbant oldum ki, terzi olacaktım.", "Üç puanla şövalyeliği kaçırdım, katip oldum" benzeri bir replik hatırlıyor musunuz?
    Demek ki, "yanlış tercih kurbanı" denen illet, tamamen çağımıza özgü bir hastalık. Bunu görmezden gelmeyi tercih ediyor oluşumuz ise asıl ürkütücü olan. Uzatmasıyla, yükseğiyle derken sekiz yıl hukuk okuyup bir gazetenin magazin bölümünde çalışan arkadaşım var. Gevrek gevrek gülerek "Kimin kimle hukuku var, onu değerlendiriyorum," diyor. Çeviribilim mezunu olup otel yöneticiliği yapan kuzenim var, "İşleri çekip çeviriyorum," diyor. Harcanmış yıllarımızla orta üç seviyesinde alay ediyoruz, sonra soruyoruz, neden bu mutsuzluk diye.
  • "I'm more than I was and not as much as I will be."
    Wonder Woman Bloodlines
  • 184 syf.
    ·Puan vermedi
    Alışmak: 1.bir işi, bir eylemi yapa yapa, çok kolay yapabilecek bir duruma gelmek. 2.ürkmez, çekinmez, korkmaz, kaçmaz duruma gelmek. 3.yadırgamaz olmak. 4.(marangozluk, demircilik vb.de, genellikle hareketli bir şey) uyar duruma gelmek. 5.sürekli yapar ya da ister olmak. 6.etkilenmez olmak. 7.[nsz] alev almak, yanmaya başlamak, tutuşmak.
    Kelime anlamı olarak bunlar geçse de benim için alışmak almak kökünden geliyor. Çok doğru değil biliyorum ama olsun. Bence almak anlamına gelme sebebi içselleştirmek içine almak demek. Biz bşr kültürün içinde yaşarken aslında bir sürü alışkanlığın içinde yaşıyoruz. Aktarılan alışkanlıklar olduğu gibi bizim sonradan aldığımız eylemler de var elbette. Alışkanlık ve içinde yaşadığımız kovuk bizi doğaya dış güçlere düşmanlara karşı koruyan bir kabuk. Bu kabuk veya duvar içinde daha mutlu ve huzurluyuz. Bu yüzden aitlik duygusu edindik veya kazandık. Bir yerinden bize benzeyen insanlar tarafından oluşan bir topluluk içinde yaşayıp ait olmak da bize daima güven veriyor. Sırf bu yüzden aile kavramı gelişmiş ve üzerine birçok şey inşa edilmiştir. Sosyal tabakalaşma da bu aitlik duygusu etrafında şekilleniyor. En basiti sosyal olarak çekingen ve içe kapanık bireylerin futbol maçı sırasında biz canavara dönüştüğünü görebiliyorsunuz. Bir topluma ait olmanı verdiği güven hissinin doruk noktasının, bu futbola ‘’seyirci’’ olma sırasında yaşanıyor olması ise ayrı bir ironidir bana göre.
    Kendi halinde güven içinde ete süte dokunmadan yaşadığın anların ne anlama geldiğini her zaman olduğu gibi kaybedince anlıyor insanoğlu. Sakin ve küçük olsa da orada yaşayana ait olan kasaba orada uzaktadır ve bir kısım insana göre bizimdir. Burada vizontele filminden bir replik geldi aklıma. ‘’İnsan memleketini neden sever? Başka çaresi yoktur da o yüzden. Ama sen orayı seversen orası dünyanın en güzel yeridir. Ama dünyanın en güzel yerini sevmezsen orası dünyanın en güzel yeri değildir. ‘’ Yaşanan durumun bundan ibaret olsa da ya da şarkının bir yerinde dediği gibi ‘’ Korkar durur, gitmez köyün en son çitine, inanır o sınırda dünyanın bittiğine…’’ Küçülen dünyada bunun böyle olmadığını bilip yaşasak da içimizde doğduğumuz yeri daima taşırız. Kendi haline yaşayan insanlar da bu kovuğa dokunulsun istemezler elbette.
    Bir sabah kasabanın etrafına hiç bilmedikleri yabancıların gelip yerleşmesi ile başlıyor roman. Sade bir dil seçmiş yazar ve hissettirmeden gerçek üstü ögelerle süslemiş anlatımını. Bu ögeler elbette simgesel bir sürü yere çekilebilir bir tavırla üstü kapalı göndermeler yapmış. Dışarıdan gelene verdiğimiz sıradan tepkilerin ne anlama geldiğini bir süre sonra nasıl içimize alıp alışkanlık yaptığımızı özetlemiş. Size yabancı unsurların etrafında yarattığı gizem ve bilinmezlik halkasının sizi nasıl içine aldığını da ortaya koymuş yazar. Dedim ya simgesel bir üslup seçmiş yazar. Kapitalizm olarak algıladığım birçok gönderme yanında, bu işten yararlanan bu işe karşı duranları da yazmış. Fırsatçı çakalların ve dik duran ‘’anarşist’’leri yazmış. Kim haklı kim haksız kararını da size bırakmış. Kendinizi nerede görüyorsunuz sorusuna da cevap yine size ait.
    Kısa cümlelerle göndermelerle ve gülümseten ayrıntılarla yazılmış bu romanı okurken bir çok toplumun birbirine benzediği göreceksiniz. Çünkü bu kitabı okurken bazı yönleriyle Fakir Baykurt’un muhteşem eseri ‘’Amerikan Sargısı’’na benzerliğini gördüm.
    Keyifli okumalar!
  • Şu beraber yola çıktığım arkadaşlarıma bakın...

    Sabri Abi (replik)
  • 48 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    26 yıllık kısacık ömrüne sığdırdığı şiirleri, öyküleri ve “Kapıların Dışında” adlı oyunu, II. Dünya Savaşı sonrasında oluşan, kentlerin yıkılması, ailelerin dağılması ve savaş travmalarıyla biçimlenen Alman Yıkım Edebiyatı’nın en önemli öncü yazarlarından Wolfgang Borchert'in savaş karşıtı kısacık manifesto "HAYIR De!"yi bir göz açıp kapama arasında bitirdim.. Etkileyiciydi..

    Manifestodan birkaç replik;

    Sen. Makine başındaki adam ve atölyedeki. Sana yarın su boruları ve vanalar yerine çelik miğferler ve makineli tüfekler yapmanı emrederlerse, yapılacak bir tek şey var: HAYIR de!..

    Sen. Tezgahı ardındaki kız ve bürodaki kız. Sana yarın bomba doldurmanı ve keskin nişancı tüfekler için hedef dürbünleri monte etmeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de!..

    Sen. Odasındaki ozan. Sana yarın aşk şarkıları yerine nefret şarkıları söylemeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de!..

    Sen. Kürsüdeki din adamı. Sana yarın savaşa dair kutsal sözler söylemeni emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de!..

    Sen. Kentin varoşlarındaki adam. Sana yarın gelir de siper kazmanı emrederlerse, yapacağın bir tek şey var: HAYIR de!..

    Bütün toprak parçaları üzerindeki analar, dünyadaki analar, sizden yarın yeni kırgınlar için hemşireler ve çocuklar doğurmanızı isterlerse, dünyadaki analar, yapacağınız bir tek şey var: HAYIR deyin!..

    Sırada Wolfgang Borchert'in "Kapıların dışında" adlı oyunu okunmayı bekliyor..
  • Kendi hayatını kurtarmak için bile biraz disiplinli olmaya çalışamaz mısın?
    Stella hayatımızı hiç bir şey kurtaramaz. Ödünç alınmış havayı soluyoruz. Tadını çıkar.
  • 136 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    Uzun zamandır okumak istediğim fakat ertelediğim kitabı nihayet bitirmiş bulunmaktayım. Kitapta şöyle bir replik var;

    “...başka bir şekilde düşünmeye zorlayın kendinizi, yanlış ya da aptalca olduğunu bilseniz bile. Bir şey okurken yalnızca yazarın ne düşündüğüne kafa yormayın, siz ne düşünüyorsunuz ona da kafa yorun.”

    Kitabın vermek istediği mesajı bu cümlelerin özetlediğini düşünüyorum. Ebeveynlerimiz, arkadaşlarımız, öğretmenlerimiz... kısacası başkaları... Başkaları tarafından bize dayatılan düşünceleri, ya da hiç istemediğimiz halde bizim için düşünülmüş, sanki yapma zorunluluğumuzun olduğu eylemleri bir kenara atarsak ne olur? Kendi düşüncelerimize, yapmak istediklerimize kulak verirsek ne olur? Bulunmak istediğimiz konumu biz seçsek ne olur? Bu kitap bana bu soruları sordurdu. Keyifle okudum. Kendime değerli bir şeyler kattığımı düşünüyorum.
    Kitabı okumayı düşünenler, zamanınızı çok almayacak bu kitaba mutlaka bir şans vermelisiniz.

    Carpe Diem !