• Başroldeki,uzun konuşmalarından birinde şaşırsa bile dert etmez,bir sonraki repliğinde toparlar durumu. Ama figüranın tek şansı vardır, beş-altı saniye sürecek bir replik. O yüzden bil ki ben her oyunun sonunda figüranları alkışlarım.
  • 510 syf.
    ·7 günde·Beğendi·10/10
    Hiçbir kitaptan bu derece etkilendiğimi hatırlamıyorum. İnsanların ömürlerini heba ettiği, uğruna canlar feda ettiği olguların nasıl da tamamıyla kurgu olduğu fikri yerleşti aklıma. Müslümanların birbirlerinin kanını gözünü kırpmadan akıtmış olduğunu hatırlattı. Ve muhtemel sebepleri... Er Ryan'ı Kurtarmak filminde bir replik vardı savaşta iki asker arasında geçen.
    -Korkma, Tanrı bizimle.
    -Tanrı bizimleyse, onların yanındaki kim?
    Her birimiz, her bir dindar (müslim veya gayrimüslim) kendi tanrımıza zihnimizde roller biçiyor, onun bizimle olduğunu iddia ediyoruz. Ve bizler Sabbah'ın fedaileri gibi haşhaş ile uyutulmuyoruz bunları yaparken. Bizim afyonumuz inançlarımız. Neye, neden, nasıl inanmamız gerektiğini sorgulatan bir kitap. Fazlasıyla etkileyici.
  • 152 syf.
    ·1 günde·Beğendi·9/10
    Eğer fabl türünde yazılmış bu kitabı okumaya karar verdiyseniz, okuduğunuz boşa gitmesin, sonrasında yine bir George Orwell romanı olan 1984'ü de okuyun ve bu distopik roman okuma serüveninizi zirvede bırakın derim. Hayvan çiftliği`nin konusunu birkaç cümle ile özetlemek gerçekten çok zor. ve ben de zaten içinde bu kadar güzel sistem eleştirisi olan, bir devrimin önce nasıl bir komediye sonrasında da nasıl ağır bir trajediye dönüştüğünü anlatan ve özeti bir iki satıra indirgendiğinde çok büyük haksızlık olacağını düşündüğüm bu kitabın konusunu kısaca yazıp başımdan savmak istemiyorum.

    Şimdi yazarken bir yandan da (hatırlayabildiğim kadarıyla tabii ki) kafanızda canlandırabileceğiniz şekilde açıklamaya özen göstereceğim çünkü bu kitabın filmi yapılacak olsa inanın başka bir replik ya da açıklama yazmaya, senaryo uyarlamaya gerek yok, sadece kitabı yeter yani demem o ki, George Orwell hem bir kitap yazmış hem de isteyene al filme konu et demiş, tabii ki ziyan etmeyeceksen. Ben de yazara ve kitabına saygımdan, hakkının ve değerinin altında cümlelerle anlatmamaya çalışacağım.

    Öncelikle romanın herhangi bir sisteme eleştiri yapmadığını, özellikle Rusya'daki sosyalist düzene ve Stalinizme yönelik hicivler içerdiğini ana temasının da sosyalizm eleştirisi olduğunu bilirsek sanıyorum daha rahat anlarız hayvan çiftliğinin kuruluş amacını.

    İngiltere'de bir çiftçinin çiftliğinde sömürü düzeni altında yaşayan çeşitli hayvanların içerisinde yaşlı ve akıllı bir domuzun bir gün bu köleliğe hayır demesi ve diğer bütün hayvanları uyandırmak istemesiyle başlar her şey ve bir daha da asla eskisi gibi olmaz. Peki daha mı iyiye gider, onu birazdan görürüz.

    Diğer hayvanların da köleliğe karşı bilinçlenerek ayaklanmasını isteyen yaşlı dostumuz, gizli bir toplantı düzenler ve İngiltere hayvanları şiirini okur, sonrasında da şaibeli bir şekilde öldürülür ama olsun hep bir fikirle kıvılcımlanan devrim ateşini yakmıştır bir kere, kendisi artık bu yolda feda edilen bir neferdir sadece.

    Yaşlı dostumuz ölmüştür ancak ardında çiftlik yönetimini ele geçirerek hayatlarının geri kalanını özgür geçirmek isteyen ve bu uğurda mücadele edebilecek kadar buna inanan hayvanlar bırakmıştır, tabi bir de 7 maddeden oluşan İngiltere'nin hayvanları şiirini.

    Çok da organize olmayan bir isyan neticesinde devrim gerçekleşir, çiftlik sahibi çiftlikten def edilir ve diğer hayvanlar içerisinde daha zeki olma eğilimi gösteren domuzlar çiftlikte yeni bir düzen kurmak için bütün hayvanları bir araya getirerek liderlik etmeye başlar. İlk işleri de eski yönetimin bütün izlerini silmek ve çiftliğin adını değiştirmek olur. Çiftliğe isim ararken çok da uzaklara gitmeye gerek yoktur. hepsinin desteklediği ve birleştiği isim "hayvan çiftliği" olur. Sonrasında her devrimin olmazsa olmazı; yeni düzeni yaygınlaştırıp herkesin haklarını güvence altına alacak bir manifesto düzenlemeye gelir. Herkesin eşit olduğu ve herkesin birbiri için çalıştığı yani birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için felsefesini güden 7 maddelik bir kurallar listesi hazırlanır. Belirlenen bu yeni ilkeler herkesin rahatlıkla görebileceği çiftlik duvarına inanarak tek tek boyalarla yazılır:

    -İki ayak üzerinde yürüyen herkesi düşman bileceksin.
    -Dört ayak üstünde yürüyen ya da kanatları olan herkesi dost bileceksin.
    -Hiçbir hayvan giysi giymeyecek.
    -Hiçbir hayvan yatakta yatmayacak.
    -Hiçbir hayvan içki içmeyecek.
    -Hiçbir hayvan başka bir hayvanı öldürmeyecek.
    -Bütün hayvanlar eşittir.

    İlk zamanlar her şey yolundadır ve bütün hayvanlar duvardaki ilkeleri okudukça aşırı bir güven ve güç duymaktadır ve içlerinde geleceğe dair bir sürü umut yeşermektedir. Fakat her iktidarın ve düzenin sonunu getiren kişisel hırslar devreye girmeye başlar ve yönetimi eline geçirmek isteyen 2 zeki domuz birbirlerini alt etmek için kurdukları tuzaklarla hem kendi sonlarını hem de devrimin sonunu hazırlamaya başlarlar.

    çÇftlik duvarında yer alan 7 madde, birbirlerinin başına çorap örmeye çalışan bu hain domuzların ayaklarına dolanır, üstelik de hiçbir şey üretmeden sadece kendi çıkarları için yönetiyormuş gibi yapmak çok daha kolaydır. Yavaş yavaş yönetimde tek söz hakkı olan domuzlar yatakta uyumaya, içki içmeye, kıyafet giymeye, dış dünyayla ticaret ilişkisine girmeye, iki ayak üzerinde yürümeye ve hayvan öldürmeye başlarlar, bunlar yetmezmiş gibi çalışmayı bırakırlar ve diğer hayvanları eski düzende olduğu gibi köle kıvamında çalıştırırlar. Artık çiftlik duvarında yer alan 7 madde pek de güven vermemektedir. Çünkü çiftlikte ne zaman domuzlar bu maddeye aykırı davranarak diğerlerinin hakkını gasp etse, ertesi gün duvardaki o ilgili maddenin hep domuzların lehine değiştiğini görürler. ve aslında maddeyi yanlış hatırladıklarını düşünerek avuturlar kendilerini.

    Her bir madde, yaşanan olaylar neticesinde öyle bir değişir ki, duvarda artık hiçbir madde kalmamıştır, tek yazan şey ise şudur:

    -Bütün hayvanlar eşittir fakat bazı hayvanlar ötekilerden daha fazla eşittir.

    Diğer maddeler silinip de sadece bu değiştirilmiş maddeyi görene kadar hiçbir hayvan anlayamaz maddelerin sürekli domuzlar tarafından bilerek değiştirildiğini. Ve artık her şey için çok geçtir.

    Şöyle bir baktığınızda eğitimsizlik, cahillik, kafasızlık, köle zihniyetinden kurtulamama, kendi hayatının efendisi olacak bilince sahip olamama gibi sebeplerle (şair burada Türk halkına sesleniyor sanırım) büyük bir ışıkla başlayan devrim yerini sömürü ve kölelik düzenine bırakır yine, sadece sömüren bir insan değildir artık; içlerinde besleyip yetiştirdikleri bir hayvandır ama köle yine köledir.
  • Saat sabah 5.Rahmetli Sadri Alışık'ın efsane denebilecek tiratlarını ve siyah-beyaz sahnelerini izliyorum.Serseri filmi kumar sahnesinden bir replik;
    Napıcam biraz balık tuttum ondan sonra hepsini suya attım.
    Sevmediler yeryüzünü,aşağısını daha çok methettiler.
    Nasıl olsa bende yanlarına gidicem günün birinde.
    Yaz gelsede kendimizi atsak çeşme sahillerine.Alsak surf tahtasını bütün gün sudan çıkmasak.
  • Biliyorum ordasın ama dokunamıyorum, çok saçma

    -Suskunlar
  • En sevdiğiniz filmden en sevdiğiniz replik( bir tane olmak zorunda değil )
  • 136 syf.
    ·7 günde·Beğendi·9/10
    Yekta Kopan'ın "Sakın Oraya Gitme" isimli hikâye kitabında aynı isimde bir öykü kitapta yer almıyor. Kendisi korku filmlerinde çok sevdiği bir replik olduğu için bu ismi vermiş eserine. (Sherlock Holmes selamlar) Şaka şaka. İlk öykü "Samodey"in içinde gizli kitabın başlığı. Zaten sadece bu isim seçimiyle yazarın başarısını görebilirsiniz. - KİTAPLA İLGİLİ AYRINTI BİLGİ İÇERİR - Sakın Oraya Gitme sözünü annesine söylüyor. Orta yaşlarımıza geldiğimizde çoğumuzun başına gelen, anne veya babalarımızın hastalıklarla baş etmeye çalışması ve sonra bizleri terk edişleri... Başlıkta geçen "orası" ise; yazarın alzaymır hastalığına yakalanan annesinin hafızasını kaybettiği kasaba. Oğlunu hatırlamayan bir annenin durumu tabii ki en çok evladını üzer. İşte bu üzgün evladın çaresiz feryadını başlık olarak içeriyor bu kitap. Aklımıza ilk geldiği gibi basit bir isim değil yani...

    Ardından gelen Cesur Geyikler isimli hikâyede ise yazar Yekta Kopan öyle bir hapishane/işkence evi tasviri yapıyor ki, acaba böyle bir şey yaşamış mı diye merak etmedim değil. Halbuki araştırınca "Geleceğe Dönüş" filmindeki Michael J. Fox yani Marti olan birinden böyle bir hüzün nasıl çıkar dedim. (Buz Devri çizgifilmindeki Miskin karakterinin seslendirmesi de unutulmaz tabi.)

    Yaşadıklarından çok farklı öyküleri başarıyla anlatan günümüz yazarlarından Yekta Kopan'ın bu kitabını da keyifle ve hüzünle okudum...