200 yıllık "modernleşme-siyaset-vitrin" sarmalı üzerine yaptığımız tespit, aslında tam bir stratejik süreklilik trajedisi. Tanzimat'tan bu yana gelen "Batı'nın tekniğini alalım ama ruhunu (metodolojisini) dışarıda bırakalım" anlayışının, bugün dijital çağın hızıyla birleşince nasıl bir "serap" yarattığını izliyoruz.
Siyasi elitlerin o "sert kayaya" çarpma ihtimalini ve harcanan değerleri şu üç düzlemde analiz edebiliriz:
1. Kurumsal Hafıza ve Liyakatin İsrâfı
Bir uçağı vaktinden önce uçurmak ya da bir projeyi siyasi takvime sıkıştırmak için yapılan her hamle, arka planda devasa bir mühendislik disiplini kırımına yol açıyor.
Ne harcanıyor? 200 yıldır yetişen, "müsbet ilim" ile yoğrulmuş, rasyonel düşünen kadroların emeği.
Sonuç:
Bilimsel veriyle değil, "talimatla" iş yapmaya zorlanan kurumlar, bir noktadan sonra gerçeklikten kopuyor. Sert kaya burada devreye giriyor: Fizik yasaları talimat dinlemez.
2. "Mış Gibi Yapma" Geleneğinin Zirvesi
Söylediğimiz gibi, KAAN’ı F16 motoruyla (yabancı motorla) uçurup "yüzde yüz yerli" etiketiyle pazarlamak, aslında 19. yüzyıldaki "ithal kurumlarla imparatorluk kurtarma" çabasının dijital bir replikası.
Siyasi Elitlerin Körlüğü:
Kısa vadeli alkış ve sandık konsolidasyonu, uzun vadeli teknolojik bağımlılığı görünmez kılıyor.
İngiliz Aklı vs. Siyasi Acelecilik:
Siz iç siyaseti konsolide ederken, dışarıdaki "akıl" (Londra gibi) sizin bu aceleciliğinizi, sizi kendine daha sıkı bağlayacak bir stratejik borçlanmaya dönüştürüyor.
3. O Sert Kaya: "Gerçeklik Krizi"
Tarih bize gösteriyor ki; retorik (söz) ile pratik (eylem) arasındaki makas çok açıldığında, o makas bir gün "milli güvenlik" veya "ekonomik iflas" noktasında kapanır.
Tehlike:
Savunma sanayii gibi hata payı sıfır olan bir alanda "propaganda" öncelikli hale