Yapa-yalnızlık
1 kişilik
Malzeme: 1 kişi. Olabildiğince fazla ilişki girişimi
Hazırlanışı: Kadın ya da erkek tarafından hazırlanabilir. Hazırlanışı biraz uzun zaman aldığından zahmetlidir. Ustalıkla yapılabilen, pişirilmesi diğerlerine göre zor ama bir o kadar da lezzetli bir çeşittir. Birçok ilişki denenir. Özellikle her ilişkinin ilk günleri büyük bir coşkuyla yaşanır. En güzel sözcükler, en güzel öpüşlere karıştırılır. Her yeni ten, keşfedilmemiş bir coğrafyaymışçasına fethedilir. Bütün bu ilişkileri kısa tutabilmek, hepsinde sonsuz bir mutluluk yaşamaya çalışmak gerekmektedir. İlişkilerde yaşanan mutsuzluğun giderek artması, kişinin giderek içine kapanması, ayrı bir lezzet verecektir. Kişi artık ilişki yaşayamayacak kadar yorgun ve mutsuz hale geldiğinde, yapa-yalnızlık hazır olur. Alkolle servis edilir.
Yekta Kopan’dan yine naif, yine duru, yine içe dokunan; insanı kendine çeken bir isimle temelini ‘Yalnızlık’ olgusunun oluşturduğu hoş bir öykü kitabı. İçerisindeki öykülerden özellikle ‘Aşk Mutfağından Yalnızlık Tarifleri’ , ‘Maskeli Süvari’ , ‘Oyun Evi’ ve ‘Yayınlanmamış Söyleşiyi’ beğendim. Özellikle söyleşi öyküsü oldukça ilginçti.
Yekta Kopan’ı televizyonda zevkle izlerdim, kitaplarını da zevkle okumaya başladım. ‘Bir de Baktım Yoksun’un bıraktığı tattan sonra devam etmek kaçınılmaz oldu. Aslında öykülerin içerisinde hayata dair her şeyi bulabilirsiniz. Bu kitabında da zaman zaman çocukluğunuza götürüp dudaklarınızda bir tebessümle beraber artık geçip gitmiş, bir daha dönülemeyecek yılların buruk tadını bırakır. Çoğunlukla yalnızlığınıza dokunur, bir yumru saplanır boğazınızda, yalnızlığı hissettirir cümlelerinde. Kaybettiklerimizi veya bir süre sonra kaybedeceklerimizi hatırlatır, tarifsiz bir hüzün bırakır yürekte. Kendine ait akıcı, ağdasız üslubuyla hemen hemen her duyguyu hissettirir. Yarattığı mutfaktan birçok tat bırakır.
Genç Wether’in Acıları genel olarak baktığımızda tutkunun, imkânsızlığın, acının, öfkenin, ümitsizliğin hikâyesi. Anlatımı çoğunlukla mektuplara dayandığı için yani kahramanın ağzından içinde bulunduğu hissiyatı, ruh halini anlattığından o duyguyu yakalamak zaman zaman zor olabiliyor.
Herkesin başından aşk hikâyeleri, platoniklik vs. geçmiştir. Bu hikâyenin bu kadar içselleştirilmesinde bunun payı olduğu aşikâr. Can alıcı bir tutkunun esiri olan Werther’in sanatçı kişiliği ile bağdaşan tutku betimlemeleri ise oldukça hissiyatlıdır: ‘Konuşurken elini benimkinin üzerine koyunca, sohbete duyduğu ilgiyle bana yaklaşınca, ağzından çıkan ilahi nefesin dudaklarıma değme ihtimali belirince: Yıldırım çarpmış gibi elim ayağım tutuluyor.’ Hoşuma giden bir diğeri de şöyledir: ‘Size bir öpücük kondurmaya hiç yeltenmeyeceğim, tanrısal ruhların üzerinde süzüldüğü dudaklar…’
Aslında kitapta aşktan, tutkudan ve bunların neden olduğu ıstıraplardan çok yaşama dair düşünceler, betimlemelerle doluydu ve bu şekilde olması daha çok hoşuma gitti:
- Eşitsizlik üzerine yaptığı çıkarımlar insana bu kavramı sorgulatır. ‘Saygı görmek adına alt tabaka insanlarından kendini uzak tutmak gerektiğine inanan kişi, yenilgiden korktuğu için düşmandan saklanan bir korkak kadar yenilgiyi hak eder.’ Bir insanın şansı varlıklı bir ailede uyumlu düzgün bir çevrede doğmak mı? Ya da bir insanın şansızlığı Afrika’nın unutulmuş bir köyünde cadı olduğu düşünülüp sokağa atılan 2 yaşındaki ‘Hope’ olarak mı doğmak? Kimse eşit şartlar altında doğamıyor, en büyük adaletsizlik burada.
- Yetişkinlerin de çocuklar gibi bir şeyi niçin istediklerini bilmediklerinden, oradan oraya savrulduklarından bahseder. Çocuklar bisküvi, şeker ve sopa ile yönetiliyor. Yetişkinler de prim, kariyer ve işsizlikle.
- Şu düşünce tarzı
Genç Werther'in AcılarıJohann Wolfgang Von Goethe · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024150,3bin okunma