Puan vermedi·310 syf.··
2026 20. kitabı
YİĞİT İSBİTİREN-KAYIP RUHLAR YOLCUSU Kayip Ruhlar Yolcusu, yüzeyde bir fantastik macera gibi ilerlese de özünde bir kimlik, suçluluk ve vicdan romanıdır. Yazar, bu evreni sadece büyüler, kılıçlar ve politik entrikalarla kurmaz; asıl olarak insanin kendi içindeki karanlıkla yüzleşmesini merkeze alır Hikâye, Kalen'in Tekinsiz Orman'da yaşadığı o ilk kırılmayla başlar. Bu an, yalnızca fiziksel bir tehlikenin başlangıcı değildir; Kalen'in zihinsel olarak da parçalandığı, korkunun artık dış dünyadan değil içinden yükselmeye başladığı andır. Orman burada klasik bir fantastik mekân olmaktan çıkar: Kalen'in bastırdığı korkuların, suçluluklarının ve kayıplarının somutlaştığı bir bilinçaltı alanına dönüşür. Yazarın başarısı tam da burada ortaya çıkar: mekânlar. karakterlerin ruh hâlinin uzantısıdır. Kalen'in ailesini kaybetmesi ve ardından Storia ile karşılaşması, hikâyeyi bireysel bir hayatta kalma öyküsünden çıkarıp etik ve ahlaki bir sorgulamaya taşır Storia, yalnızca elit bir savaşçı değildir; düzenin disiplinin ve bastırılmış duyguların temsilidir. Kalen ise sezgileriyle hareket eden, geçmişini sırtında bir yük gibi taşıyan bir karakterdir. Bu iki karakter arasındaki ilişki bir romantizmden çok, iki yaralı ruhun birbirine çarpmasıdır. Aralarındaki çekim, sevgi kadar suskunluk ve saklama üzerine kuruludur. Deniz yolculuğu ve Lethian arayışı, klasik "kayıp bir şeyin peşinden gitme" temasını kullanır gibi görünse de aslında bu yolculuk kayıp benliğin izini sürme sürecidir Resif Adası'nda yaşananlar, anlatının tonunu belirgin biçimde karartır. Burada okur, ilk kez net bir şekilde şunu hisseder: Bu hikâyede hiçbir seçim bedelsiz değildir. Kalen'in itiraf ettiği suçluluk duygusu, geçmişte yapılan bir hatanın bugünü ve geleceği nasıl zehirlediğini gösterir. Storia'nın sevgiyi
Kayıp Ruhlar YolcusuYiğit İşbitiren · Arete Yayınları · 20254 okunma
9/10
·310 syf.··
Beğendi
·
2026 42. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 10 Şubat 2026 06:44
Selam kitap dostlarımm bugün serinin ilk kitabı olan Yiğit İşbitiren Kayıp Ruhlar Yolcusu ile karşınızdayımm. Fantastik ögelerle bezenmiş kitapları seviyorum. Kalen’in hikâyesi, zihnindeki karanlığın ormanın kuytularıyla birleştiği o tekinsiz sabahla başlıyor. Her şey, sıradan bir av sırasında yaralı bir hayvanın peşinden Tekinsiz Orman’ın derinliklerine dalmasıyla altüst olur. Arkadaşlarından ayrı düşen, karanlığın sert bir darbe gibi yüzüne çarptığı o mağarada Kalen, sadece fiziksel bir yalnızlığa değil, ruhsal bir hiçliğe de yuvarlanır. Kulaklarında yankılanan "Kurtar beni!" çığlıkları ve kızı Mily’nin "Baba nerdesin?" diyen sesi, ormanın uğultusuna karışırken, Kalen aslında kendi içindeki en büyük korkuyla, sevdiklerini koruyamama dehşetiyle yüzleşir. ​Kalen’in yolu, kampa döndüğünde bir savaş alanının ortasına düşer. Ailesini ararken kanlar içinde bulduğu elit savaşçı Storia, bu yolculuğun kaderini değiştirir. Vücuduna saplanan bıçağı çıkarıp onu atının arkasına alan Kalen için artık geri dönüş yoktur. Bu andan itibaren hikâye, rengarenk büyülerin, mistik kılıçların ve Lorn diyarını tehdit eden karanlık siluetlerin gölgesinde şekillenmeye başlar. Büyücülerin saldırıları ve politik entrikalar arasında savrulan bu ikili, sadece fiziksel düşmanlarla değil, geçmişin hayaletleriyle de savaşırlar. ​Lethian’ı bulmak üzere çıktıkları deniz yolculuğunda, Kalen ve Storia arasındaki o sessiz ama derin çekimi gizleyemez. Ancak Resif Adası’na rehin olarak götürülürken yaşadıkları, onlara asıl gerçeği fısıldar: Bu yolculuk sadece kayıp bir aileyi bulma arayışı değil, insanın kendi içindeki ahlaki gri alanları keşfetme serüvenidir. Kalen, Storia’ya itiraf ettiği o yakıcı suçluluk duygusuyla boğuşurken; Storia sevgiyi görmeyecek kadar derinliklere saklamanın bedelini öder. ​Harden’ın da
Kayıp Ruhlar YolcusuYiğit İşbitiren · Arete Yayınları · 20254 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
8/10
·78 syf.··
Beğendi
·
2025 3. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 27 Ocak 2025 07:17
Roket'in bu sayısında bazı yenilikler var. Öykü sonlarında yazarların kısa biyografileri yer alıyor, böylece kelimelerin arkasındaki kalemi daha iyi tanıyorsunuz. Bu sayının kapağını beğenmedim. Hem klişe geldi bana hem de çözünürlüğü düşük. O sayıdaki öykülerin temasına göre bir kapak çalışılabilir, hani filmlerde o filmde geçen objeleri ya da metaforları anlatan afişler yapıyorlar ya bazen... Ama kapak sadece bir ayrıntı. Önemli olan öyküler. O halde geçelim, Ars Longa, Vita Brevis (Fatih Aşgün): Öykünün adı "sanat uzun, hayat kısadır" anlamına gelen Latince bir deyişten geliyor. Okunacak, dinlenecek, izlenecek sonsuza yakınsayan sanat eseri vardır ama ömrümüz bunlardan azını sığdırmaya yeter. Öykü, çalışarak hayallerine kavuşabileceğine inandırılmış fakat çok çalışmasına rağmen vasat altı hayat şartlarına ve sevmediği bir işin mecburiyetine sıkışmış bir adamın kaçak bir teknolojiyi kullanarak bu durumdan kurtulma çabasını anlatır. Hayalleri için ihtiyaç duyduğu asıl şey, bir sıvının içindedir ama beynini yok edebilecek bir riski de almak zorundadır. Alice Harikalar Diyarı'na gönderme içeren, keyifli ve sonuna kadar merak ettiren bir biyolojik bilimkurgu öyküsüydü. İstasyon 581C (Gökcan Şahin): Nefis bir alıntıyla başlayan öykü, kısa olmasına rağmen ilk paragraftan itibaren atmosferi kurup okuru taşıyor. Harabe bir yeraltı şehrinde yaşama mücadelesi veren, birbirinin eşyalarını çalan insanlar var. Gökyüzü yok, deniz yok. Neler olduğuna ilişkin bir sürü kesişmeyen söylenti var ama kimsenin bir fikri yok. Derken tahmin edemeyeceğiniz fakat oldukça olası bir sonla bitiyor. Sayıda en sevdiğim üçüncü öykü. Merhaba (Ali Burak Özkaya): Ay'da bir laboratuvar... Murat en sevilen çalışanlardan biriyken uyduda yere gömülü simsiyah silindirik tuhaf bir cisim keşfettikten
Bilim-Kurgu
Roket 5 - Bilimkurgu Öykü SeçkisiKolektif · Roket Kitap · 20244 okunma
5/10
·78 syf.··
2024 10. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 30 Aralık 2024 01:43
Evrende insanlığın varoluşunu sorgulayan ve geleceği hayal eden derinlikli öykülerle bilimkurgu edebiyatı gelişme aşamasında olduğunu gösteriyor. Her biri farklı temalarla şekillenen bu öyküler, insan ruhunun en derin köşelerine dokunurken teknolojinin ve doğanın karşıtlıklarını ele alıyor. Ay’da keşfedilen renkli ışıklı yaşam formlarından, uzayda karşılaşılan bilinçli varlıklara kadar pek çok farklı tema, insanın sınırlarını aşan bir keşfe dair umutları ve korkuları harmanlıyor. Distopya, simülasyon, yapay zeka ve ekolojik sorunlar gibi toplumsal eleştirilerin de öne çıktığı bu eserler, bireysel ve kolektif bilinçle insanlık tarihinin geleceğine dair düşündürücü sorular sormaktadır. Her öykü, kendi dünyasında bir çıkış yolu ararken insanın varoluşsal meselelerini irdeleyen bir derinlik sunuyor. Merhaba (Ali Burak ÖZKAYA); Yerli bilimkurgu öyküsünde insanoğlu, uzay gemisiyle Ay'a ayak bastıktan sonra ayın yeraltından saklanan rengarenkli ışıklı yaşam formunu taşıyan cisimi keşfediyorlar. Nöral teknolojisiyle uzaylılarla iletişim kurulacağına dair Aylı yaşam formunda çalıştırmayı düşünüyorlar. Murat ve öğrencileri arasında ilk temas öncesi heyecanından dolayı öğrencilerden Murat'ı öldürürken aslında ilk teması Murat sağladığını geç öğreniyorlar. Bu yaşam formuna ad verilmesi çok güzel bir durumdur. Abuk sabuk adlandırmadansa adsız kalmasını yeğleriz. Sarmalın Döngüsü (Elif KALAY); Yerli Bilimkurgu Yükseliyor Bilimkurgu Öykü Seçkisi 2024'te yer alan Eksik Yüz adlı öyküyle kıyasladığımızda bu öykünün yerli ve bilimkurgu öyküsü olduğunu görüyoruz. "Hepimiz bir simülasyonun içindeyiz." mottosu, bilimkurgu öyküsü olarak vücut bulduğunu görmekle kalmayıp öyküye hangi açıdan baktığımız önemlidir. Öyküde; bir mafyanın kendine uygun eleman yetiştirmek ve yaşadığı hayat aslında
Bilim-Kurgu
Roket 5 - Bilimkurgu Öykü SeçkisiKolektif · Roket Kitap · 20244 okunma
3/10
·848 syf.··
2024 166. kitabı
SÜRÜ Frank Schaetzing; Resif Yayıncılık; 785 Sayfa, Kapağında 'roman' yazıyor. (Cuma,27 Kasım 2009) Dün akşam Frank Schaetzing'in SÜRÜ adlı eserini devrettim. Bir arkadaşımın tavsiyesi ile okumaya başlamıştım. Kitabın daha ilk sayfasında çeşitli yayın evlerinin ve dergilerin bu eser hakkındaki övgülerine kulak verecek olursak Publishing News şöyle yazmış: "Sadece Almanya'da iki milyon kopyadan fazla satan bu sürükleyici eko-gerilim, aynı başarıyı diğer dillerde de gösterecektir." İnsan inanıyor tabii. Sonuçta hüsrana uğradığımda içimde bir hayal kırıklığı ile kalıveriyorum; bu romanda olduğu gibi. SÜRÜ adlı kitabın kapağında 'roman' yazıyor. Bu edebî türe ait anlam şu son yıllarda değişmeye başladı; daha doğrusu değişime uğradı. Roman kurmacadır,,, uydurulmuş safsatalar zinciri değildir. Uydur uydur yaz, sonuçta buna "roman" de!.. SÜRÜ roman değil bana göre; olsa olsa kurmacanın son zamanların modasına uygun olarak geliştirilmiş uyduruk bir çeşididir. Bir yiyecek çeşidimizden örnek vermek gerekirse aşure tatlısının nelerden yapıldığını az çok biliriz değil mi? Aşure tatlımızın içinde temel olarak buğday, nohut, fasulye vardır. Bu üç gıda ürünü aşurenin olmazsa olmazıdır. Başka neler vardır aşurede? Üzüm, kayısı, nar taneleri hatta kestane, incir, badem, ceviz de bulunabilir. Şayet biz aşure yapmaya kalktığımızda aşurelik buğdayımız yok diye bulgur veya pirinç kullanırsak, fasulye bulamadık diye barbunya fasulyesi katarsak, nohut bulamadık diye bezelye taneleri kullanırsak pişirdiğimiz şey aşure olmayacaktır. Artık buna kim ne derse desin ama aşure denemez. SÜRÜ adlı 785 sayfalık bu esere de ben roman diyemiyorum. Bu tarz bir eserdeki hayal ürünü jölemsi maddenin -eserde jöleye benzer bir madde uydurmuşlar ki akıllara zarar: İnsanüstü bir yaratık. Milyarlarcası bir
SürüFrank Schatzing · Pegasus Yayınları · 2015788 okunma
Puan vermedi·717 syf.··
2023 17. kitabı
·
40 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2023 16:29
Fransızların dâhisi Victor Hugo, Notre Dame de Paris'i 1831 yılında yayımlanmıs. Müthiş bir kitap.. kurgu diyemiyorum çünkü toplumu resmediyor yazar. Ancak yazar dâhiliği kadar Türk düşmanlığı ile de mâruf. Meselâ 1821 Mora katliamıni can-ı gönülden destekliyor. O katliam ki tarihte 'Öldürecek Türk kalmayınca bitti' diye yazılır. Hugo 'Çocuk' isimli bir şiir yazar bu katliama dair ancak sanırsınız ki katledenler değil de katledilenler Yunan.. şiirin girişi şöyle: ''Türkler burada idi. Her yan Harabe Yürek acısı. Sakız, üzüm adası, Şimdi kömürleşmiş resif.......'' böyle gidiyor. Öte yandan düşünüp duruyorsunuz, bu ''dâhi''yazar aşağıya alıntıladığım düşünceye nasıl inanır? evlere şenlik bir durum var... Bu durum bana sorsanız Hugo'nun küreselci kimliği ve barbar genleriyle ancak açıklanabilir.. başka hiç bir izahat aklıma gelmiyor... bilen varsa paylaşırsa sevinirim..pasaj şöyle: ''Geçirdikleri gece tam da bir cumartesi gecesiydi. Hiç kimse bir an bile şüphe etmedi ki Çingeneler bu fundalıkta büyücülerin cumartesi toplantısını yapmışlardı. Müslümanlar arasında âdet olduğu gibi, Şeytan Belzebuth'un eşliğinde çocuğu yemişlerdi. '' sh 209 Algı bu.. yeter mi? Yetmemiş ki bir de sh 403 te şöyle bir pasaj; ''Konstantinopolis'teki Ayasofya, bundan kırk yıl önce başları demek olan kubbelerini silkeleyerek Muhammed'in hilâlini ard arda üç kere yere attı. Bu kiliseyi yaptıran Guillaume De Paris de bir büyücüydü.'' Bu kısmı çözemedim. Kitap XI. Louis döneminde geçiyor. Adam yani 11.Louis 1461-1483 yılları arasinda hüküm sürmüs. 1483'ü baz alsak 40 yıl geriye gitsek gene fetihten öncesine denk geliyor. Böyle bir deprem mümkün değil yok. Hugo ya hata yapıyor (ki bana göre bu ihtimal devre dışı) ya da bir önceki örnekte olduğu gibi algı yapıyor zira Ayasofya'nın kubbesi
Notre-Dame De ParisVictor Hugo · Sosyal Yayınlar · 198542,2bin okunma