“Gece indiğinde, kahramanlar bile gölgelerine yenilir.”
Euripides’in “Ressos” tragedyası tam da bu cümledeki gerilimin içinde yaşar kahramanlığın gölgesinde, kaderin sessiz ama mutlak adımlarında. Bu eser, savaşın değil, gecenin tragedyasıdır silahların değil, rüyaların yankılandığı bir metindir.
Troya surlarının ardında, herkes uykudadır. Yalnızca tanrılar değil, kader de bekler. Ressos sahneye geç gelir; geç kalmış bir kahramandır. Işığa adım attığı anda ölümün karanlığına gömülür. İşte Euripides burada insanı tanrıların oyuncağı olmaktan çıkarır kaderle hesaplaşan, ama yenilen bir varlık haline getirir.
Ressos, Homeros’un “İlyada”sında neredeyse unutulmuş bir isimdir burada ise unutulmanın trajedisine dönüşür. Kahraman olmak için gelir, hiçbir şey yapamadan ölür. Bu, Euripides’in o acımasız dürüstlüğüdür kahramanlık bir yücelik değil, çoğu zaman boşa çıkan bir kaderdir.
Gece, oyunun görünmeyen karakteridir. Uyku, hem huzur hem tuzaktır. Kehanetlerle örülü o sisli atmosfer, Euripides’in insanın iç dünyasına açtığı bir pencere gibidir. Rüyalar gerçeğe sızar, tanrılar sessizdir, ve sonunda yalnız insan kalır çıplak, çaresiz, kaderine yenik.
Benim gözümde “Ressos”, Euripides’in en mistik ve felsefi tragedyalardan biri. Çünkü burada ölüm sadece bir son değildir anlamın kendisi ölür. Kahramanlık, kehanet, savaş, şeref hepsi bir gecelik yanılsamadır.
Ve sabah olduğunda, yalnızca sessizlik kalır.
“Kader bazen savaşla değil, uykuyla gelir.”
İnsanın trajedisini tanrıların sesinde değil, gecenin sessizliğinde anlatır. Ressos, bu sessizliğin yankısıdır
Resos , Unutulanların da bir kaderi olduğunu hatırlatır.