Bugün anneliğin en yalın, en zorlu ama bir o kadar da dirençli haline ayna tutan çok özel bir kitap var. Hikaye, hayatın bambaşka köşelerinden gelen, ancak kaderleri çocuklarının özel gereksinimleriyle ilmek ilmek birbirine bağlanan 5 güçlü kadının dünyasını anlatıyor:
Christa, Dudu, Nuray, Sema ve Ayhan.
Kitap bizi ilk olarak o en sarsıcı, en insani evreyle; "Şok ve İnkar" aşamasıyla yüzleştiriyor. Bir annenin zihnindeki "ideal çocuk" imajıyla, hayatın getirdiği gerçeklik arasındaki o keskin uçurumu o kadar iyi anlatıyor ki yazar... Kim kondurabiliyor ki ilk başta?
* Sema, 2,5 yaşına gelen oğlu Aykut’un otizm belirtilerini görmekte zorlanırken aslında o inkarın getirdiği koruyucu kalkana sığınıyor.
* Ayhan ve Kayhan çifti, oğulları Kaan’ın durumunu o sihirli 2,5 yaş sınırına kadar fark edemeyip, gerçekler büyüdükçe o kabullenmesi en zor, en sarsıcı viraja giriyorlar.
* Nuray, kızının kistik fibrozis şüphesiyle sarsılırken o belirsizliğin yarattığı büyük bir şokla boğuşuyor.
* Christa ise bu şok dalgasını en ağır yaşayanlardan; çünkü onun dünyasında down sendromlu oğlu Oscar’ı reddeden, suçu kadına atan ve onu bu derin yalnızlıkta yapayalnız bırakan bir baba figürü var.
* Ve Dudu... Oğlu Resul Veli ile bu mücadelenin bir diğer cephesinde yer alıyor.
İlk başlarda her biri kendi evinde, kendi iç dünyasında birer ada gibi yalnız. Suçlulukla, "Neden ben?" sorusuyla, toplumun acımasız bakışlarıyla ve en çok da en yakınlarının (bazen Christa’nın hikayesindeki gibi babanın) sırt çevirmesiyle kendi yaslarını tutuyorlar.
Fakat kitabın en büyüleyici, en hayran olunası kırılma noktası tam burada başlıyor. Bu 5 kadının hayatı, görünmez iplerle ortak bir noktada kesişiyor. Yolları birbiriyle bağlandıkça, o tek başına taşınması imkansız olan yükler