Zaman (bilindiği üzere) bazen kuş gibi uçar gider, bazen sümüklüböcek gibi ilerler; ama insanın en çok hoşlandığı, onun çabuk mu, yavaş mı geçtiğini fark etmemesidir.
[...] karnımızı doyuracak bir lokma ekmek bulamazken ve en kabasından batıl inançlar iflahımızı keserken, anonim şirketler sırf dürüst insanımız az olduğu için karınlarını, ceplerini tıka basa doldurmaktadırlar; devletin yerleştirmeye çalıştığı özgürlükse hiç işimize yaramamaktadır, çünkü köylümüz, sırf meyhanede içebilmek uğruna kendi kendini soymaktan mutludur.
Kişilik, sayın bayım, en önemlisi budur işte: İnsanın kişiliği bir kaya gibi sağlam olmalıdır, çünkü her şey onun üzerine bina ediliyor. Çok iyi biliyorum ki, sözgelimi, benim alışkanlıklarımı, giyinişimi, nihayet, kibarlığımı komik buluyorsunuzdur; ama bütün bunlar insanın kendine olan saygısından, görev duygusundan geliyor. Köyde, ücra bir yerde yaşıyorum, ama bırakmıyorum kendimi, insan olarak saygı duyuyorum kendime.
İçinden gelenleri kontrol altına alabilmek için mücadele ediyordu. Mücadele, mücadele, en sonunda disiplin geri geldi. İçindeki bağırtıları geriye itti ve güçlü, gerçek sesi aradı:
"Dikkat edin!" diye seslendi. "Kendi kendimizi biz kurtaracağız. İnlemelerle, dualarla değil. Tembellik ya da içkiyle değil. Bedensel zevklerle ya da cehaletin çekiciliği ile değil. Uysallık ya da alçak gönüllülükle değil. Ama gururla. Vekarla. Sert ve güçlü olmakla."
Sayfa 221 - Çev. Mehmet Doğan, e yay., 1973, İstanbul.·Kitabı okudu