Beyza

Puan vermedi·280 syf.··
2025 55. kitabı
Bazen kitap incelemesi yazmak için biraz sinirli oluyorum ve diyorum ki hiç çemkirmeyeyim şimdi, ama kardeşime bu kitabı okuduktan sonra inceleme yazacağıma dair söz verdiğim için niyet ettim sakin kalmaya… “Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti’’ gibi bir cümleyle başlayınca derin bir nefes alıyorsunuz, çünkü böyle şeylere ancak yıkıklar inanır. Ama neyse sakin kalacağım dedim… Bir kitapla, bir filmle, bir kişiyle bütün hayatının değişeceğine inanan insanların, kurtarıcı bekler gibi mazlum bir varoluşla gündelik hayatlarını sürdürdüklerine bazen şahit oluruz. Kendilerine inanmaktan çoktan vazgeçmiş olan bu insanların her şeye mana yüklemek gibi bir huyları da olduğu apaçıktır. Hepsini suçlayamam, neticede dünyaya fırlatıldıysak ve inanç geliştiren varlıklar isek, bir işaret gelir umuduyla yaşamak da pek insanca gözükür gözümüze. Ama bir yerlerde de işaret beklemek yerine meşaleyi kendimizin yakması gerekir ya hani, o meşaleyi de birilerinin elimize tutuşturmasına izin verirsek ha bu kitaptaki gibi yanlış yollara sapıveririz işte. Bu kitapla ilgili ne yazsam içime sinmeyecek çünkü meta anlatıları eleştireyim derken kendisinin meta anlatıya dönüşmesi gibi bir rezillik var ortada. Aslında Orhan Pamuk ‘’Çehovculara’’ sallayana kadar ben gereksiz uzatmış deyip geçecektim sadece ama çok büyüklük taslamış, öyle olmadığı halde. Şimdi birkaç maddede tetiklendiğim hususlara değineceğim: 1) Orhan Pamuk’un her kitabında ısrarla yaptığı şu nostalji tutkunluğundan gına geldi artık. Onun tahayyülünde bir İstanbul var, onun dışında kimse aynı İstanbul’da yaşamamış ama. Yani çok sevebilirsin, çok özleyebilirsin ama anlattığın gibi olmayan bir şeyi sayfalarca anlatıp insanlara, kendi yaşadıkları yerin fotoşoplu halini sunamazsın, onları kendi semtlerine
1000Kitap
Yeni HayatOrhan Pamuk · İletişim Yayınları · 199710,4bin okunma
Reklam
EDEN BULUR BE MARTIN
Puan vermedi·517 syf.··
2025 44. kitabı
Yıllaaarrr yıllar önceydi, biraz okuyup birilerine sinirlenip bırakmıştım kitabı. İşte yıllaaarrr yıllar sonra tekrar aldım elime ve niyet ettim finali öğrenmeye. Finalde ne olduğu bahaneydi bu arada, o geçen yılların ardından, benzer profildeki insanların ağzından aynı lafları işitince bu kitabı neden yarım bıraktığımı hatırladım. Dolayısıyla kitapla, o insanlar arasında hangi türden bir örüntü olduğunu keşfetmek için tekrar okudum. Bu kitabın ve kitaba ismini veren karakterin ne kadar çok sevildiğinin farkındayım ama üzgünüm, ben o kadar sevmiyorum. Dolayısıyla eleştirilerimi dile getirmek için yazıyorum bu incelemeyi. Zaten oturup da Martin Eden’i övmek için yazmaya kalkmış olsam çok sıkıcı olurdu bu metin şüphesiz. Şimdiden söylüyorum her türlü spoiler ilmek ilmek işlenmiştir, kitabı okumadan denk geldiyseniz bunu bilerek karar verin okumaya. Öncelikle Martin, sen Ruth’a değil, Spencer’a aşıksın bunu o kafana sok. İsmini ilk gördüğüm anda ‘’nasıl yeağ, bu bizim Spencer mı’’ dedim. Evet bizim Spencer o. Bölüme ilk başladığım gün adını duyduğum herif. Daha okulun ilk günü not tutan o inek öğrenci olduğum için hatırlıyorum maalesef. Evrimsel ve biyolojik açıdan, organizmaları inceler gibi toplumları ve toplulukları da aynı yaklaşım ve metodlarla açıklayabileceğini iddia eden Herbert Spencer bu. Kitabın notlar kısmında Jack London’ın da Martin Eden gibi Spencer’a bir hayranlığının olduğunu yazmış editör. Yatıyor kalkıyor Spencer da Spencer… Hani ilkokul terk herifin Spencer’a aşık olduğu için felsefeye gömülmesinin hiçbir inandırıcı tarafının olmaması bir kenarda dursun, zaten birini bu kadar ilahlaştırıp öyle her sohbette sadece tek bir adamdan argümanlar sunarsan insanlar sıkılır Martin’ciğim. Sonra bir de para kazanmak için piyasanın istediği ölçütlere göre yazmayı
1000Kitap
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025134,9bin okunma
Beni Köyümün Yağmurlarında Yıkasınlar Tadında Bir Hikaye
Puan vermedi·160 syf.··
2025 32. kitabı
Ey Han Kang, sen benim içimde açan çiçekleri suladın mı yoksa soldurdun mu, ben anlamadım. Şimdiden söylüyorum, kitap uzun değil ama bu inceleme uzun olacak. 2016 Uluslararası Man Booker ödüllü kitap, gördüğü rüyaların etkisiyle vejetaryen olan bir kadının, şizofreniye ve anoreksiya nervosaya doğru giden bir sürecin içinde yaşadığı delüzyonları ve hem evliliğinin hem geniş ailesinin bu süreçle birlikte kendi içinde nasıl parçalara ayrıldığını anlatıyor. 2002-2005 yılları arasında, evli bir kadının zamanla bir çiçeğe dönüşmesi ve kocasının onu balkondaki saksıya dikmesi üzerinden ilerleyen öyküsünü yazarken Han Kang, ileride bu öyküleri genişletip bir roman yazacağını düşünmüş. Vejetaryen, Moğol Lekesi ve Alev Ağacı bölümlerinden oluşan bu kitap, aslında Han Kang’ın geçmiş zamandaki öykülerine referans vererek ilerliyor. Şimdi kitabı ilk kez okuyacaklara tavsiyem, beden dismorfik bozukluğunuz ve yeme bozukluğunuz varsa bence kitabı okumayın. Çünkü kitap, et yememe felsefesine dair bir şeyler anlatmıyor; bitki olmak ve doğaya karışmak isteyen bir kadının yavaş yavaş tüm yaşam fonksiyonlarından kendini arındırma sürecini anlatıyor. Karakterimiz et yemeyi bıraktıktan sonra, hayvansal tüm gıdaları da bırakıyor, Daha sonra yemek yemeyi tamamen reddedip sadece “bitki gibi beni sulayın’’ diyor. En nihayetinde “bitkiler konuşmaz ki’’ diyen ablasına kulak verip konuşmaktan da tamamen vazgeçiyor. Okurken bana adeta bir sanat filmi izletti Han Kang. Lars Von Trier’in Antichrist’i ve Yorgos Lanthimos’un The Lobster filmi geldi mesela aklıma. Sonra bir baktım ki Güney Koreli yönetmen Lim Woo-seong 2009 yılında filmini yapmış bu kitabın. Türkçe altyazılı bulabilirsem izlemeyi düşünüyorum. Kitabı okurken de kadın ağır sanat yapmış be abi dedim. Dedim de bazı yerleri beni çok
1000Kitap
VejetaryenHan Kang · April Yayıncılık · 20259,7bin okunma
Gayet sakindim aslında, son paragrafta beni siz delirttiniz!
Puan vermedi·146 syf.··
2025 28. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 09 Mayıs 2025 17:57
Bell Hooks tarafından yazılan ve ilk kez 2000 yılında yayımlanan Feminizm Herkes İçindir, aslında feminizme dair hiçbir şey bilmeyenlere önerilecek bir el kitabı niteliğinde. Zaten Bell Hooks da bunu kitabın başında belirtiyor, ne zaman feminizm hakkında kulaktan dolma bilgilere rastlasam ve onlara feminizmin aslında ne olduğunu ve ne olmadığını anlatsam, insanlar bunu makul seviyede anlıyor ve bazen de hakkaniyetle yaklaşıyorlardı diyor. O zamanlarda, keşke her şeyi akademik dilden sıyrılmış basitçe anlatan bir el kitabı olsaydı diyordum ve bunu ben yazdım, diyor. Gerçekten de feminizme ve aslında genel olarak sol kanattaki ideolojilere bakış, tabanda hep kulaktan dolma bilgilerle taşınıyor. Sadece feminizmle ilgili bir kitap okuduğum için şu uygulamada bile bana ‘’erkek düşmanı’’ dendi. Üstüne üstlük beni ‘’kendi doğama uygun davranma’’ konusunda da ikna etmeye çalışan bir güruh var burada. 21. Yüzyılda hala feminizm, erkek düşmanlığıyla özdeş tutuluyor, güleyim mi ağlayayım mı bilemiyorum. Kitabı yazan kadın bile erkek düşmanlığı ile ataerkil hiyerarşiye karşıt konumda bulunmanın birbirinden farklı şeyler olduğunu açıklamaya çalışırken gariban Beyza mı anlatacak bunlara feminizmi dedim içimden… Arkadaşlar vallahi ben sizin cahilliğinizle uğraşamam, daha ilk dakikadan benim başım ağrıyor yahu. Buna ilaveten bizim için (feministler için) hani bunlar erkek düşmanı falan diyorsunuz ya, bir şeyi kırk kere söylerseniz gerçek olurmuş haberiniz ola, benden söylemesi. Kitaba dönecek olursak, Bell Hooks aslında sadece kadın-erkek ilişkilerine değil, ırkçı düzene, sosyo-ekonomik bağlamdaki sınıf eşitsizliğine ve ebeveyn şiddetine de odaklanıyor. Feminizmi eğer ataerkil hiyerarşiye kafa tutmak olarak tanımlıyorsak o zaman bizim yoksulluğa, ırkçılığa ve şiddetin her türlüsüne
1000Kitap
Feminizm Herkes İçindirBell Hooks · Bgst Yayınları · 20121,284 okunma
Işık Bahçeleri - Amin Maalouf
Puan vermedi·256 syf.··
2025 12. kitabı
Kitabı genel olarak değerlendirmekten ziyade beni en çok etkileyen kısmını ve kurduğum özdeşliği paylaşmak istiyorum. • Kitabımızın ana karakteri Mani, çocukluğunun geçtiği hurma bahçesine kendisini o kadar ait hissetmiyor ki, bütün gün yalnız kalıp ağacın altına gidip düş kuracağı o anı bekliyor. Aidiyet kuramadığı topraklarda ona evinde hissettirecek tek yer hayal dünyası oluyor. Bir gün yine kendi yalnızlığına çekildiğinde "ikizi" olarak adlandırdığı bir ses duymaya başlıyor. Bu ses Mani dininin ilk mesajlarını veren ses olarak anlatılıyor. Bana kalırsa Mani'nin yarattığı alternatif bir persona ya da alter ego olarak da okunabilir. Velhasıl bu ses Mani'ye kritik anlarda ne yapacağını, nereye gitmesi gerektiğini, huzuruna çıktığı önemli insanlara neler anlatacağını fısıldıyor. • Sonra bir gün savaşa çıkmadan evvel Mani'ye ağacın kenarına gidip duyması gereken sesleri dinlemesini buyuruyor hükümdar. Mani yine bulduğu ilk ağacın altına oturuyor, bekliyor. Bu bekleyiş çok uzun sürüyor ve Mani endişelenmeye başlıyor. Yoksa ikizim beni yarı yolda mı bıraktı diyor, bu sefer gelmeyecek mi diyor, ona en ihtiyacım olduğu anda beni terk mi etti diyor. Bütün kitap boyunca yerinden edilen, tehdit edilen, işkenceler gören adamın, bu kötülüklerin hiçbirine karşı büyük tepkileri olmazken, daha iyi bir versiyonu olarak tasarladığı alternatif kimliğinin ona hiçbir şey söyleyemediği o anda yerle yeksan olduğunu okuyoruz. • Biz de eğer kendimize bir benlik inşa ettiğimizi söyleyebiliyorsak muhakkak hayatımızın pek çok döneminde kendi içimizdeki en iyi versiyonumuzun bizi nereye taşıyacağını merak edip ona kulak vermişizdir. Bu kitabın bilhassa bu kısmının beni bu kadar etkilemesinin sebebi, hayatım boyunca o ses dışındaki tüm seslerin biraz daha kısık olduğu ve onu dinlemeden hareket
1000Kitap
Işık BahçeleriAmin Maalouf · Telos Yayınları · 04,999 okunma
Reklam