âbiri sebîl

âbiri sebîl
@revzen
Dırâr b. Damre el-Kinanî, Muaviye'nin huzuruna girdi. Muaviye Dırâr'a 'Bana Ali'nin özelliklerini anlat' dedi. Dırâr 'Ey müminlerin emiri! Beni mazur görünüz' deyince, Muaviye 'Hayır, mutlaka anlatacaksın' dedi. Dırâr 'Mutlaka onu anlatmam gerekirse, o emin, hedefi uzak, kuvvetli bir kimseydi. Hakkı söylerdi, adaletle hükmederdi. İlim onun her tarafından akardı. Hikmet onun her yanından konuşurdu. Dünyadan ürker, dünyanın ahmaklığından kaçardı. Geceye ve karanlığa ünsiyet verirdi. Allah'a yemin ederim, o çokça ağlardı. Çok ve uzun düşünürdü. Elini evirip çeviriyor, kendi nefsine hitab ediyordu. Basit yemekler, kısa (ucuz) elbiseleri severdi. Allah'a yemin ederim ki o içimizden biri gibi değildi. Ona gittiğimizde bizi kendisine yaklaştırır, sorduğumuz sorulara cevap verirdi. O bize, biz ona yakın olmamıza rağmen heybetinden onunla konuşamazdık. Eğer gülerse ipe geçirilmiş inciler gibi olan dişleri görünürdü. Din ehlini tazim ederdi, fakirleri severdi. Kuvvetli bir kimse bâtılında onun kendisine yardım edeceği ümidine kapılmazdı. Zayıf bir kimse de onun adaletinden ümitsiz olmazdı. Allah'ı şahid tutarım ki, onu bazı yerlerde gördüm, gece karanlığı çökmüş, yıldızlar derinliklere çakılmış olduğu halde, mihrabında mübarek sakalını tutmuş, yılanın soktuğu bir kimse gibi kıvranıyordu. Hazin bir kimsenin ağlaması gibi ağlıyordu. Sanki onu şu anda dinliyorum ve 'Rabbim! Rabbim' sesleri kulağımdan gitmiyor. O Allah'a yalvarıyor ve sonra dünyaya hitaben şöyle diyordu: "Beni mi aldatmak istiyorsun? Beni mi göze aldın? Heyhat, heyhat! Git, başkasını aldat. Seni üç talakla boşadım. Ömrün kısadır. Meclisin hakir, kıymetsizdir. Tehliken kolayca gelir. Ah, ah, azık azdır. Sefer uzak, yol vahşet içerisindedir!" Bu sözleri dinleyen Muaviye'nin gözyaşları sakalının üzerine dökülmeye
I. Bölüm: Allah'a ve Rasûlüne Davet (Cilt:1)
Din
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Hz. Ali, Ensar'ın faziletlerinden bahsederken şöyle dedi: "Ensarı sevmeyen mümin değildir! Onların haklarını bilmeyen mümin değildir. Allah'a yemin ederim ki onlar, at yavrusunun itina ile beslenildiği gibi kılıçlarıyla, dilleriyle ve cömertlikleriyle İslâm'ı yücelttiler. Hz. Peygamber hac mevsimlerinde çıkıp Arap kabilelerini Allah'ın dinine davet ediyordu. Onlardan hiçbiri Hz. Peygamber'e 'evet' demedi ve onun davetini kabul etmedi. O Mecenne, Ukkaz panayırlarında, Mina'da kabilelerin bulundukları yerlere gidiyor, onlarla yüzyüze geliyordu. Bunu her sene tekrarlıyordu. Hatta bazı kabileler kendisine şöyle diyordu: "Artık bizden ümidini kesecek vakit gelmedi mi?" Bu da Hz. Peygamber'in onlara çokça giderek "Beni koruyunuz ki Allah'ın dinini tebliğ edeyim" demesinden ileri geliyordu. Bu durum Ensar'dan bir kabilenin Allah'ın iradesine mazhar olmasına kadar devam etti. Hz. Peygamber Ensar'a İslâm'ı arzetti. Onlar kabul ettiler ve bu hususta süratle hareket ettiler, Hz. Peygamber'i bağırlarına bastılar, yardım ettiler ve sıkıntılarını gidermeye çalıştılar. Allah onlara hayırlı mükâfatlar versin! Biz onların memleketine vardık. Onlarla beraber evlerinde kaldık. Onlar bizi misafir etmek için bazan kavga bile ederlerdi. Hatta bizim için kura bile çekiyorlardı. Öyle ki daha sonraları biz onların mallarında tasarruf etmek hususunda onlardan daha yetkili kılındık. Bundan dolayı da hiç rahatsız olmadılar. Sonra nefislerini peygamberlerinin uğruna feda ettiler. Salât ve selâm Hz. Peygamber'le beraber onların üzerine olsun! (118). 118. İbn Hacer, Feth'ul-Barî, VII/156; Hâkim, Beyhakî; Ebu Nuaym, Delâil, (Hasen bir senedle İbn Abbas'tan, o da Hz. Ali'den)
I. Bölüm: Allah'a ve Rasûlüne Davet (Cilt:1)
Din
Hz. Hüseyin diyor ki: "Babama (Hz. Ali'ye) Rasûlullah'ın eve girişini sorduğumda şöyle anlattı: Rasûlullah kendi evine girmek hususunda pek tabii ki serbestti. Evine vardığında vaktini üçe ayırırdı. Bir kısmını Allah için, bir kısmını aile efradı için, bir kısmını da kendisi için ayırırdı. Sonra kendisi için ayırdığını da kendisiyle halk arasında paylaşır, o vaktini halka ayırım yapmaksızın verir, vaktinden herhangi bir şeyi kendisi için saklamazdı. Ümmeti için ayırdığı zaman için âdeti şöyleydi: Fazilet ehlini kendilerine izin vermekle diğerlerine takdim ve tercih ederdi. Bu taksimâtı o kimselerin dindeki faziletleri nisbetinde yapardı. Binaenaleyh bir ihtiyacı olanlar da vardı, iki ihtiyacı da, birçok ihtiyacı olanlar da... Onlarla meşgul olur, hem o kimseleri hem de umumu ıslah edecek şeyler söylerdi. Onların hâlini sorar, onlara uygun olanı kendilerine bildirir ve şöyle derdi: Burada hazır bulunan, hazır bulunmayana tebliğ etsin. Bana ihtiyacını ulaştırmaktan aciz olanların ihtiyaçlarını sizler ulaştırın. Çünkü Allah Teâlâ, ihtiyacını bir emire iletmekten aciz olan kimsenin ihtiyacını o emîre ulaştıran kimsenin kıyamet gününde iki ayağını da köprü üzerinde sabit kılar!" Rasûlullah'ın katında ancak bu zikredildi ve hiç kimse de bundan başkasını kabul etmezdi. Onlar Rasûlullah'ın huzuruna ancak hayrı umarak, taleb ederek girerler ve bir şey yemeden ayrılmazlardı. Oradan ayrılırlarken de ancak insanları hayra teşvik edici kimseler olarak ayrılırlardı.
I. Bölüm: Allah'a ve Rasûlüne Davet (Cilt:1)
Din
Allah'ın Rasûlü bana (Enes b. Mâlik'e): "Ey oğul! Hiç kimse için kalbinde bir hile olmadığı halde sabahlamaya, akşamlamaya gücün yetiyorsa bunu yap" dedikten sonra sözlerine şöyle devam etti: "Ey oğul! İşte bu benim sünnetimdendir. Kim sünnetimi severse beni sever, beni seven ise cennette benimle beraber olur." (11) 11. Tirmizî, (Enes'ten)
I. Bölüm: Allah'a ve Rasûlüne Davet (Cilt:1)
Din