"Öykünüz yoksa nasıl yaşıyorsunuz?" diye sözümü kesti gülerek.
"Ama gerçekten öyküm falan yok! Hani derler ya kendi kendime, tamamen bir başıma -yalnız, yapayalnız- yaşıyordum; yalnız ne demek anlıyor musunuz?"
"Ah, asla, asla! Senin göğün hep berrak olsun, tatlı gülüşündeki ışıltı ve dinginlik hiç eksilmesin; o bir anlık mutluluk ve neşe için talihin hep açık olsun!
Tanrım! Bir anlık mutluluk! Koskoca bir ömürde az şey mi?"
"Beni kahredişini unutmamak Nasteynka! Senin o berrak, lekesiz mutluluğuna kara bir bulut gölgesi düşürmek; duyduğum acıdan yakınarak yüreğine dert olmak, onu gizli pişmanlıklarla sızlatmak, en mutlu anlarda bile bir parça üzüntüyle çarpmasına neden olmak; onunla kol kola rakibin huzuruna yürürken o kapkara buklelerine tutturduğu narin çiçeklerin bir tanesini bile kırma ihtimali..."