"Düşün ki bugün Mezopotamya, İran , Irak, Anadolu, Afga-nistan, Filistin ve Mısır adıyla andığımız coğrafyanın bütün zenginlikleri ayağına akıyor. Düşün ki Fırat ve Dicle'de işleyen tekneler, denize açılan gemiler, deve kervanları, kağnılar, eşek katarları hep senin şehrine uğruyor. Sulama kanalları sebze ve meyvenin her çeşidini, toprak da hurma ve meyvenin bütün lezzetlerini halkına sunuyor. Ve hayatın tek amacı var, servet yığmak ve eğlenmek. Servet çoğaldıkça hırs artar, vicdan alıp başını gider. Hırs yaygınlaşıp vicdan azalınca toplumda tefecilik ve faiz çoğalır. İnsanlar birbirine şüpheyle yaklaşmaya, güvenmemeye başlar. Böyle bir toplumu yönetecek kişinin rütbesini bir kimlik gibi kullanması ve halkın hem güvenini, hem korkusunu üzerinde taşıması gerekir. Bu da ancak tanrılıkla mümkündür."