Müstehcen içeriğe yer vermesine rağmen yazar öz bir anlatımla hayatın gerçek trejedyasını anlatmış aslında. "Coğrafya kaderdir." yargısını acı çekerek kırmaya çalışan Derdâ, bu yargıyı öfkeyle hayattan çıkaran Derda. Hayata katlanmaya çalışan iki farklı insan. Savaşmak ve ahmakça susmak arasındaki hayatın zorunlu kıldığı iki seçenek. İkisinde de sesini duyurmak için çırpınır insanoğlu. Birinde susmak zorunda bırakılarak, diğerinde dünyanın sadistçe kahkahasına karşı çıkarak, direnerek...
Nereden bilebilirdi Tayyar? Yıllar önce, en fazla yarım saat gördüğü bir çocuğun, binlerce gün sonra, yine bir yarım saat içinde kendini öldüreceğini. Nereden bilebilirdi Derda? Tayyar'ı öldürerek, kendininki hariç, herkesin intikamını aldığını. Nereden bilebilirdi Israfil? Derda'yla Tayyar'ı asla yan yana getirmemesi gerektiğini. Nereden bilebilirdi Çöpçü Hanif? Derda sayesinde hayatta kaldığını. Nereden bilebilirdi insanoğlu? Varlığının sonuçlarını. Ve nereden bilebilirdi Derda, mezarlıkta yıllar önce kaybettiği aşkı tekrar mezarlıkta bulacağını? Bu aşkın vesilesinin Oğuz Atay olduğunu nereden bilirdi? Derda, Derdâ'sına Oğuz Atay'ın mezarında tekrar kavuşacağını nereden bilebilirdi?Hepsinin de yanıtı aynıydı: Hiçbir yerden...
Belki de bu sayede hayat devam ediyordu. Kimse, neye neden olduğunu önceden bilemediği için... Çünkü her davranışının zaman içindeki bütün sonuçlarına önceden tanıklık eden kişinin ilk tepkisi, büyük ihtimalle, durmak olurdu. Durmak ve durdurmak. Dehşet içinde. Hareket etme korkusundan kalbi durana kadar. Çünkü her hareketin nihai sonucu acıydı ve belki de, insanoğlu bunu bilse, hiç doğmazdı. Belki de daha kötüsü, bütün bunları bilse de doğmaya devam ederdi. Ne de olsa, insandı ve doğası gereği arsızdı. Doğmak için her şeyi yapardı. Gerekirse karnından