Abdullah Bey'in anlatımına göre isyanda yaşananlar şöyleymiş: "Bir gün Halit Bey'e bir telgraf geldi. Telgrafta bazı gerekçeler bildirilerek Halit Bey Bitlis'e çağrılıyordu. O zaman Halit Bey'in Bitlis'te tutuklanacağını anladık. Hepimiz toplanıp Halir Bey'i Bitlis'e göndermemeye karar verdik. Gitmesi onun sonu demekti. Ama Halit Bey bizim kararımızı dinlemedi. 'Ben yalnız gidip gerekirse tutuklanacağını, dedi. Halit Bey, 'Ama benden başkası onlara teslim olmasın. Baharı bekleyelim. Önümüzdeki bahar ayaklanma ve isyan zamanıdır. Şimdi ayaklanırsak, diğerlerine ulaşmamız güçleşir. Başarmak için birlikte ayaklanmalıyız,' düşüncesindeydi. Halit Bey Bitlis'e gittikten sonra hepimiz dağlara çıktık. Ancak Halit Bey Bitlis'e varınca, Yusuf Ziya Bey'le beraber asıldı. Türkler bizim amacımızı anlamıştı."
Şeyh Abdurrahim'in anlattıklarına göre ise isyanda şu gelişmeler yaşanmıştı: "Halit Bey'in tavsiyesi ve alınan karar üzerine, Şeyh Efendi Piran tarafına gitti. Etrafındaki müritleri ve arkadaşları gün geçtikçe çoğalıyordu. Kürt beyleri, ağaları, şeyhleri, meleleri köy köy dolaşıyordu. Şeyh Efendi de çok sayıda tanınmış insanla gizli gizli görüşüp, kararlar alıyordu. Bir köyde iken Şeyh Abdurrahim köyün adını da söyledi; ancak bu köyün adını hatırlayamadım Türk ordusundan firar eden birkaç asker Şeyh Said'e sığındı. Türk yetkililer köye kadar gelerek askerlerin kendilerine teslim edilmesini istediler. 'Onları almadan köyden gitmeyiz,' diyorlardı. Şeyh Efendi askerleri Türk yetkililere teslim etti. Ama bu benim çok ağrıma gitti. Bize sığınan bu askerleri götürüp öldürecekler veya zindana atacaklardı. Yanıma birkaç adam alıp yollarını kestim. Askerleri ellerinden kurtardım ve onlardan birkaçını öldürdüm. Bunun üzerine Türk ordusu üzerimize gelmeye başladı. Şeyh Sait yaptığımıza
nci Dünya Savaşı sonrasında, İngilizler oyunu gönüllerine göre oynuyor, Komünistler ise Kürt hareketini "feodal ve gerici" ilan ederek, dışlıyorlardı. Fransızların tek derdi ise bürün inisiyatifin In-gilizlere geçmesini engellemekti. Türkler, Acemler ve Araplar ise her yenilgiyi kabulleniyor, yeter ki Kürtler bir hak elde etmesin istiyorlardı. Daha önce de dediğim gibi, Amerika ise henüz Ortadoğu'ya el atmamıştı ve bu nedenle müttefiklerin işine karışmak istemiyordu. Kürtlere gelince; onların bağımsızlık idealini kavrayıp adımlarını bu ideale göre attıklarını söylemek ne yazık ki mümkün değildi.
Mütefikler arasında bu görüşmelerin yapıldığı sırada Rusya'da bir iktidar değişikliği oldu. İktidarı ele geçiren komünistler, aslan payının İngilizlere kalmasını istemiyorlardı. Ruslar, Kürtlerin bir atasözünde denildiği gibi, "Bize yar olmayan başkasına da yar olmasın," düşüncesindeydiler.
Kürt ulusal hareketini feodal ve gerici bir hareket olarak değerlendiren Lenin ve diğer komünistler, kendilerinin ele geçiremeyeceğini gördükleri yerlerin İngilizlerin denetimine geçmesini de istemiyorlardı. Amerika ise dış politika konusunda henüz dünya egemenliğine oynamıyordu ve bu nedenle mütefiklerin işine karışmak istemiyordu.
Bir defa kardeşi Şeyh Mıhemed Şefik'e söyledim:
-Şeyh dedim, artık Kürdistan uyandı. Sizin yeriniz buralarda kalmadı.
Bana cevap verdi:
-O kadar sevinme Cegerxwîn. Biz oldukça bize inanan eşek Kürtler de olacak. Bizden sonra da düzenimiz devam edecek. Biz zengin insanlarız. Çocuklarımızın geleceğini sizin çocuklardan daha parlak.