“Gençliğimizde”, der Schopenhauer, “gelecek yaşamımız üzerine düşünürken tiyatroda perdenin açılmasını bekleyen çocuklar gibiyizdir. Yerimizde neşeyle oturur ve hevesle oyunun başlamasını bekleriz. Neler olacağını bilmemek bir lütuftur. Olacakları öngörebilsek, çocuklar bazen gözümüze ölüme değil de hayata mahkum edilmiş ama cezalarının ne anlama geldiğinden bihaber esirler gibi görünürdü.”
“Öncelikle insanlar sanılandan çok daha mutsuz… ve olgun insan diye bir şey yok.” Hayatın neşesi kadar kaçınılmaz olan karanlığını da yaşamak, hastalar ve terapistler de dahil olmak üzere herkesin kaderi: hayal kırıklığı, yaşlanma, hastalık, soyutlanma, kayıp, anlamsızlık, zor seçimler ve ölüm.
Bence şu dünyada hırsızlıktan daha aşağılık bir hareket yoktur. Bir başkası bedavaya alıyor; çaldığı sizin emeğiniz, döktüğünüz ter, harcadığınız zaman…