Kim bilir, kapalı gözleri neleri kaçırmıştı? Kim bilir, neleri görmemişti? Belki de bu yüzden delirmişti. Her şeyi görmediği için. Gözlerini kırptığı için...
Teknolojik gelişimin sonucu bilgi köleliğiydi. Sadece zihinsel gelişimin sonucunda düşünce çeşitliliği vardı ve herhangi bir esaret yoktu. Çünkü kaynak, insan zihniydi. Ne petrol ne de nükleer enerji. Zihinsel gelişiminse, özgüven dışında yan etkisi yoktu.
Evren Tanrı'ya taparken, O'nun kimsenin önünde diz çökmemesini anlatmış ve kutsallığın Tanrı'ya inanmak değil, varlığının bilincine varmak olduğunu savunmuştu. Tutuculuğun her biçimine saldırmış ve hayal edebildiği en büyük işkencelerle, yazılarında cezalandırılmıştı. Klonlanmanın, anne ve babasıyla evlenmek isteyenlerin bir oyunu olduğunu küfrederek açıklamıştı. Klonlamayı, insanlığın en kanlı hastalığı olan, sahte amaçlar taşımayı nesiller boyu sürdürecek ve unutulmasını engelleyecek bir yöntem olarak görüyordu. Klonlanmış organ nakliyle tedavi edilen bedenlerin, zihinsel bozukluklarıyla yeniden doğacaklarına inanıyordu. Klonlama, hatalar içine gömülmüş insanlığın, kendini, hatalarıyla birlikte sonsuza dek var etme çabasıydı. Oysa nesillerin arası, derin kesiklerle açılmalı, her birinin hüküm sürdüğü çağdan sonra dev baltalar genetik halatları kesmeliydi. Genetik ve kültürel mirasın, insana acıdan başka bir şey vermesine olanak yoktu. Her insanın boşluğa doğma hakkı olmalıydı. Vatansız, toplumsuz, ailesiz ve kişiliksiz olmak her insanın hakkıydı.Hiçbir insan, genetik ve kültürel mirasın baskısı altında yaşamaya mahkûm edilemezdi. Hiçbir insan, Tanrı'nın iyi olduğuna inanmak zorunda değildi. Kullanılması gereken yöntemler, kışkırtmak ve çelişkiye düşürmekti. Otoritenin tırnaklarını çıkarıp çirkin yüzünü göstermesi için kışkırtmak gerekiyordu. "Ne Tanrı ne devlet ne aile ne de ben!" sloganını siyah bayraklara asmanın zamanı gelmişti ve Asil bunu yapıyordu. Tanrısız Tanrı'nın çamurdan bir maymunu vardı ve bunu herkesin bilmesi gerekiyordu. Daha fazlasını umut etmemek için!