Söz konusu kendi çıkarları olmadığında insan öyle adil olur ki! Siz siz olun asla kalbinizin çıkarlarını bir başkasına emanet etmeyin. Kalbin davasını ancak kalbin kendisi savunabilir, kendi yarasının derinliğini ancak o bilir. Herhangi bir üçüncü şahıs yalnızca tahlillerde bulunan, uzlaştıran bir hakem olabilir.
"Ölüm, her gün karşılaşılmasına rağmen insanın henüz ikna olmadığı açıklanamaz bir gizem. Bu mutlak son bizi ne avutur ne de sakinleştirir. Alışıldık bir kayıtsızlık, geçici bir korkuyla bakar insan ölüme. Ben de öyle! Ben de bu çılgın tutarsızlığa teslim oluyorum! Sanki hiç sonu gelmeyecekmiş gibi hayata kafa tutuyorum! Birkaç sefil yılı zapt edebilmek için etrafına mutsuzluk saçıyorum. Zaten zaman çok geçmeden almayacak mı bu seneleri? Ah! Bu lüzumsuz gayretleri bir kenara bırakıp zamanın akışını, günlerin birbirini kovalayışını keyifle izlemeliyim. Yarısını devirdiğim bu ömrün kayıtsız gözlemcisi gibi hareketsiz durmalıyım. İnsan isterse kalan diğer yarısına hükmetsin isterse paramparça etsin, süresini uzatabilir mi? Bu kadar didinmeye değer mi?"