Neden tekrar aptal oldum ve ya neyi yannış yaptım onu bilmiyorum. Belkide
yeterli çaba göstermedim ve ya biri bana nazar deydirdi. Ama eğer çok
çalışırsam ozaman belkide biraz daha akıllı olurum ve bütün sözcüklerin ne
oldunu bilirim. Yırtık kaplı o mavi kitabı okurken kendimi nekadar iyi hisettimi
azda olsa hatırlıyorum. Sonra gözlerimi kapatınca kitabı yırtan adamı görür gibi
oluyorum ve o adam bana benziyo ama benden farklı gibi ve benim gibi
konuşmuyo ama ben onun ben oldunu sanmıyorum çünkü sanki onu bi
pencereden görüyo gibiyim.
Nihayet, ağzımdan bir şey çıktı. Söylemeye niyetlendiğim şey bu değildi,
(ben duruma hakim olabilmek için, tüm geçmişi ve tüm geçmiş acıları birkaç
teskin edici ve cesaret verici sözcükle silmeyi planlamıştım), ama çatlamış
boğazımdan çıkan tek sözcük “An-neeeee...” oldu.
Öğrendiğim onca şeye – ustalaştığım onca lisana – rağmen, verandada
durmuş bana bakan bu kadına söyleyebildiğim tek sözcük “An-neeeee” olmuştu.
Tıpkı kuruyan ağzını annesinin memesini emerek ıslatan bir kuzu gibi...