Tüm düşlerimin gölgesinde yüzüyorum
Aşkın kokusunu soluyorum
Unuttum, hatırlamıyorum
Nereden geliyor ve nereye gidiyordum
Hala sarhoşluğu üzerimde o gizin
Ve dilimin ucunda tadı, içtiklerimin
Giysilerim yırtık ve kirli
Bilmiyorum hangisi düş, hangisi gerçekti
Şimdi bana hangi şiiri söyleyebilirsin
Her şeyi hatırlatması için
Beni yeniden yaratıp
Yeni bir düşe salması için
Rüzgâra bıraktım kendimi
Sessizliğin yankılarını dinliyorum
Özgürlüğün, aşkın ve hiçliğin
Hatıralarını içiyorum
05/2018
Şiirsiz dilim ve uykusuz gözlerimle geldim
Sana yalvarmak için
Başka hiçbir şeyim yok
Beni öldürmelisin
Bölük pörçük dünyamda
Bin bir parçaya bölündüm
Tüm parçalarımı birlemek için
Beni öldürmelisin
Sıkışıp kaldım olmayışların hücresinde
Nefessiz ve hareketsizim
Özgürlüğüme kavuşmam için
Beni öldürmelisin
Tüm uyumsuz gerçekler
Ve tutarsız itkiler içinde delirdim
Kendimi bulmam için
Beni öldürmelisin
Hayır, can veremem tek başıma
Zaten bir gün bulacaksın beni
Bir kaldırım kenarında
Üzerimde uçuşan kargalarla
Ama beyhude olacak bu ölüm
Hiçbir şeye dönüşmeyecek ömrüm
Gözlerim kapalı gitmemem için
Beni öldürmelisin
Güz yapraklarıyla örtüyorlar düşlerimi
Bir deli gömleği giydirir gibi.
Oysa hangisinin gerçekleri
Gözlerimden daha güzel ki
Sırf, bir kuş olduğum için değil mi
Şu altın yaldızlı kafesler
Hiç, bir kafesin cenneti
Göğün dikenli rüzgârlarından güzel olabilir mi
2
Bana kim olduğumu söylediler, kanmadım.
Saraylarından odalar sundular, almadım.
Oysa hangisinin kanışı
Susuzluğumdan daha güzel ki
Ölümle satranç oynuyorlar
Masanın her iki ucundaki de, aynı kişi değilmiş gibi.
Söyle, hangi sonsuzluk
Kendin gibi yaşamaktan daha güzel ki
Salierinin Mozart'a duyduğu hased, haddi zatında tanrısına duyduğu nefretin bir dışavurumudur. Bu nefret, onu arzularına kavuşturmayan kusursuz kulluğuna duyduğu hıncın doğurduğu bir şeytandır; ki bu şeytan, kulluğu ile tanrısını köleleştiremeyişinden beslenir.
Kulluğunun şiddetiyle ateşi harlanan tutkusunda, denedikçe yenilerek yanan Salieri, artık gerçek bir çarmıhtaki sahte bir İsa gibidir; "Tanrım, beni niçin terk ettin" der gibi isyan ederken söylediği şey; " kulluğum beni cennetime kavuşturmayacaksa niçin kendimi terk ettim" dir. Oysa kulluk, ne kendi kendine insanı bir yere getirebilir, ne de kendi olmayan biri kul olabilir
Bununla birlikte burada içine düşülen daha vahim bir durum vardır ki, o da; kulluğu ile özgürleşip cennetine vardığında kendini gerçekleştirebileceğini vehmetmesidir. Oysa insan, ancak kendini gerçekleştirerek özgürleşir ve özgürleştikçe cennetine kavuşabilir
Gerilimin, korku ve çaresizlikle kişinin ruhunu inim inim inlettiği bu aralıkta soru: " nereye gideceğim" iken, bildiği tek şey; öğrendiklerine kusursuzca bağlı olmak olan bir ruh, asla özgürleşemez ve bu türden bir kurtuluş yolunun özgürlükten geçtiğini bilmekle birlikte, insanın derinlerinde uyuyan hayalet yılan, zehirli diliyle ortalıkta dolaşmaya başlar; "tanrının yoluyla ruhunun yolu, dâimâ sırt sırtadır ve her ikisi de kendi yolunda ilerlediğinde bir birinden uzaklaşır. Sen iyisi mi yüzünü dön" diyerek
Oysa buna böyle inanan birinin cevabını vermesi gereken bir soru vardır: "insan doğası gereği şeytansa ve tanrıya ancak kendinden vaz geçerek ulaşacaksa kendisi kimdir ve bunun anlamı nedir " burada söylenecek ilk şey, bu durumun, öğretinin yanlış bir yorumundan ibâret olduğu ise de, umumiyetle öyle anlaşılmadığına göre artık bizim de bu sözü anlaşıldığı gibi ele alıp