Kendisini dikkatle dinlediğim kıymetli dostum Ali Fuat Paşa, son sözünü söylerken, anlattıklarının üzerimde yaptığı tesiri görmek isteyen bir merakla ve üzüntü içinde, yüzüme bakıyordu. Ben de, itiraf ederim ki derin bir ıztırap içinde idim. Bir ânda, mazi, o kapkara ümitsiz ve kasvetli hava içinde, tam bir fikir ve ideal birliğiyle elele vererek mücadeleye atıldığımız günler gözümün önüne geldi. Kâzım Kara- bekir, Ali Fuat, Refet... İçimizde, memleketi kurtarmağa ve milleti selâmet yoluna ulaştırmağa en kabiliyetli ve liyakatli olduğuna kat'i şekilde inanarak, kendisini baş bilip bütün kalbimiz ve varlığımızla bağlandığımız Mustafa Kemal’e olan bu en samimi duygularımızın kaynağı sadece vatan ve millet sevgisi idi ki, bizim hâlâ bu sevgi ile meşbu olan yüreklerimizde herşeye rağmen ne olursa olsun, şahsî menfaatler, ihtiraslar, ikbâl düşkünlükleri gibi daima yabancısı olduğumuz, memleket hesabına da zararlı bulduğumuz eğilimler, yer alamıyordu. Gerçek işte bu idi.