“Ey, Vahş kadısı ve ey siz, Fahreddin Râzi’nin ardı sıra doğru yoldan çıkan din sapkınları! Ey, Harezmşah Muhammed! Bilesiniz ki, şu değersiz dünyada hepinizin gözüleri kör olmuş. Bunca mucizeleri, delilleri bırakmışsınız da iki üç hayalin peşine düşmüşsünüz! Bu dâlâlet ve bid’at üstünlüğü, nefsinizin üst olmasından, sizi işsiz güçsüz, ibadetsiz, tâatsız bırakmasından ve kötülüğe çalışmasından ileri gelmede! Ama ne denilmiştir: ‘Nefsin egemen olduğu sultanlık, şeytandandır!’”
Cuma vaazında babasının söyledikleri işte bunlardı. Ve cemaat, başları hep önde, korkudan gözlerini bile kaldıramadan, kentlerinin bu en ünlü din bilginini büyük bir dikkatle dinlemişti. İnsanların yazgısı iki dudağının arasından çıkacak söze bağlı olan kadıyı ve onun sevgili efendisi Râzi’yi din sapkınlığıyla suçlamak! Bu da bir yana, Müslüman dünyasının en güçlü hükümdarı olan Harezmşah’ı da onlarla bir tutmak!.. Doğrusu herkesin söylemeye cesaret edebileceği şeyler değildi bunlar.