R.K.

R.K.
@rmznkync06
"Uçmayı öğrenmeden göçmeye mecbur kalmış bir kuş gibi kalbimiz."
Ve kehanet gerçekleşir..
“Ben gidiyorum. Ama bilin ki, ardımdan, göğü kaplayan çekirge sürüsü örneği kalabalık ve en akla gelmedik silahlarla donanımlı Moğol ordularının istilasına uğrayacak burası. ‘Onları kendi hiddetimden ve gazabımdan yarattım’ hadisinde denildiği gibi, Cenabı Hakk’ın gazabının ordusu Horasan topraklarını istila edecek, binbir acı içinde kıvrandıracağı Belh halkına ölüm şerbetini içirecek. Ve Şah kendi ülkesinden kovulup, yaban ellerde, kimsesiz, bir başına ölecek.”
1000Kitap
R.K.
Babasının sözleri üzerine caminin kadınlar bölümünden yükselen çığlıkları, Bilginler Sultanı’nın ürkünç kehanetiyle kendilerini kaybederek halıların üzerine yığılıp kalan dervişlerin ak sakallarından süzülen gözyaşlarını yeniden görür gibi oldu. Dünyaya gözlerini açtığı andan beri görüp bildiği, dünya gibi sarsılmaz ve değişmez, taş gibi sağlam olan şu kerpiç duvarların, şu camilerin, çarşıların, evlerin, Nesibe ninenin, sokakta birlikte oynadığı arkadaşlarının, şu koca kentte yaşayan ve şu anda yatmaya hazırlanan tanıdığı, tanımadığı binlerce, onbinlerce insanın bir kemik ve kül yığınına dönüşeceğini aklı almıyordu, ama yine de babasının sözlerinin doğruluğundan bir an bile kuşku duymuyordu. Birden babasını bugüne dek dünyanın bir benzerini daha görmediği, tıpkı peygamber gibi güçlü, korkunç, korkusuz biri olarak görmeye başladı.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
ATATÜRK'ÜN EL YAZISIYLA MUHAMMED VE İSLAMİYET
Muhammede açık semada peyda olmuş bir şimşek gibi günün birin-de, birdenbire bir taraftan inmiş değillerdir. Muhammedin beyan etti-ği sureler uzun bir devirde dinî tefekkürlerinin mahsulü olmuştur. Muhammet bu surelere birçok çalıştıktan ve tedkikler yaptıktan sonra edebî bir şekil vermiştir. Mamafi kendisini tahrik eden batınî amilin yukarda söylediğimiz gibi tabiatın üstünde bir vücut olduğuna kani idi. Muhammedi harekete geçiren bir amil samimî heycanlar olmuştur. Muhammet daha sonra irticalen dinî hitabede bulunan bir vaiz oldu. Vaizlikten nebiliğe, nebiliktende nihayet allahın Resulü haline geçti. İçinde yaşadığı insanların manevî menfaati için ve büyük bir'hakikat namına mücahedeye atılmış olan Muhammet, sonunda dinî bir imparatorluğun mutlak reisi ve bütün dünyaya hakim olmak iddiasını besliyen muharip bir dinin müessisi sıfatı ile ömrünü bitirdi. Bu iki netice münhasıra Mûhammedin kendi manevî ve fikrî kuvvetinin mahsulü idi.
Din
R.K.
Atatürk'ün Muhammed ve îslamiyetin doğuşu konusunda, Lise Tarih kitabı için eliyle yazdıkları ve yazdırdıkları (1930).
1930 Medeni Bilgiler Kitabı
DÎN VE MİLLET Din birliğinin de bir millet teşkilinde müessir olduğunu söyleyenler vardır. Fakat biz, bizim gözümüz önündeki türk milleti tablosunda bunun aksini görmekteyiz. Türkler araplann dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arap dinini kabul ettikten sonra, bu din, ne araplann, ne aynı dinde bulunan acemlerin ve ne de Mısırlılann vesairenin türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir tesir etmedi. Bilakis, türk milletinin milli rabıtalannı gevşetti; milli hislerini, milli heyecanını uyuşturdu. Bu pek tabii idi. Çünkü, Muhammed'in kurduğu dinin gayesi, bütün milliyetlerin fevkinde şamil bir arap milliyeti siyasetine müncer olu-yordu. Bu arap fikri, Ümmet kelimesi ile ifade olundu. Muhammedin dinini kabul edenler, kendilerini unutmağa, hayatlarını allah kelime-sinin, her yerde yükseltilmesine hasretmeğe mecburdular. Bununla beraber, allaha kendi milli lisanında değil, allahın arap kavmine, gönderdiği arapça kitapla ibadet ve münacatta bulunacaktı. Arapça öğrenmedikçe, allaha ne dediğini bilmeyecekti. Bu vaziyyet karşısında türk milleti bir çok asırlar, ne yaptığını, ne yapacağını bilmeksizin, adeta, bir kelimesinin Kitaplara manasını bilmediği halde Kuran'ı ezberlemekten beyni sulanmış, ha-fızlara döndüler. Başlarına geçebilmiş olan haris serdarlar, türk mil-letince, karışık, cahil hocalar ağziyle, ateş ve azap ile müdhiş bir mu-amma halinde kalan, dini, hırs ve siyasetlerine alet ittihaz ettiler. Bir taraftan araplan zorla emirleri altına aldılar, bir taraftan Avrupada, allah kelimesinin ilâsı [yüceltilmesi] parulası altında, hıristiyan mil-letlerini idareleri altına geçirdiler, fakat onların dinlerine ve mil-liyetlerine ilişmeyi düşünmediler.
Din
R.K.
Dinin milletleşmeye, milli egemenliğe, özgürlüğe ve hoşgörüye karşıt rolü konusunda, Atatürk'ün "Vatandaş İçin Medenî Bil-giler" kitabını hazırlarken yazdıkları ve yazdırdıkları (Ocak 1930). El yazılarının fotokopileri, Prof. Dr. Afetinan'ın "Medenî Bil-giler ve M. Kemal Atatürk'ün El Yazıları" adlı kitabında ek olarak yayımlanmıştır. 2. basım, AKDTYK Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1988.
Hz.Muhammedin menşei Muhammedin aile ve Atalarına ait bütün malûmat Tarihî olmaktan ziyade efsanevîdir. Peygamber zamanında bu malûmat yoktu; bunlar sonradan icat olunmuştur. Arapların aile şecerelerinin tutulması usulü Halife Ömer zamanın-da başlamıştır. Bu usul bir takım düzme şecerelerin uydurulmasına yol açtı. Hakikatta, Muhammedin menşei hakkında pek az şey bilin-miştir, okadar ki onun asıl ismi dahi malûm olmamıştır; Muhammet, Peygamberin ismi değil, lakabıydı. Peygamberin cetleri hakkındaki malûmat dahî tarihî vesikalara uymaz. Araplar, Peygamberin İbrahim neslinden geldiğini ispata çalıştılar; Araplar bu suretle bütün Arap ırkının yüksek necabet sahibi olduğunu ispat etmek hevesinde idiler. Muhammet kendisi hiçbir zaman asalet şerefi iddiasına kalkış-mamıştır; O, boş teferruata ehemiyet vermezdi; gayesine doğru te-reddütsüz yürür amelî bir adamdı. Muhammet, hiçbir zaman bir esalet Hücceti istemedi; damarların-da İbranî nebilerinin canı dolaştığını iddia etmedi; bilakis kerek ken-disinin, kerek ana ve babasının fakir hailenle iftihar etti. Bütün mehazlar, bize, Muhammedin babası olmak üzere Abdül-müttabin oğlu Abdullah namında bir zatı gösterir; Anasının da adını Emine olarak tespit ederler. Muhammet dünyaya gelmeden evel, babası ölmüştür. Emine de, çocuğunu altı El Yazısının Metni (6) yaşında yetim bırakmıştır. Muhammet dedesi abdülmuttalip yanında kaldı. Dedesi öldükten sonra da amcası Ebûtalibin himayesine girdi. Ebûtalip çok fakir ve ailesi de kalabalıktı. Mûhammet, maişetini Te-min için gençliğinde çobanlık etti. Mûhammet 25 yaşında iken Hatice isminde 40 yaşında zengin bir dul kadınla evlendi; daha evel onun hizmetine girmiş develerine ve ticaret işlerine bakıyordu. Bu verdiğimiz malûmat, öteden beri verilegelmekte olan malûmattır. Ancak, bu hususta
Din
R.K.
Atatürk'ün Muhammed ve îslamiyetin doğuşu konusunda, Lise Tarih kitabı için eliyle yazdıkları ve yazdırdıkları (1930).
Velhasıl kelam Allah kimseyi potansiyelde en bilgilisi olduğu ortamın en aptalı gibi gözüken konumuna getirmesin. Zor durum, çaresiz bir durum. Anlatılmaz yaşanır. Allah kimseyi doğrusunu bildiği yalanları çaresizce dinlemek zorunda bırakmasın.
R.K.
Anladığım kadarıyla bildiklerinizi karşınızda bulunan kişilerin doğruların yanlış olduğu gerçeğiyle sizin tarafınızdan duyulmasını istemiyorsunuz yada saygısızlık olarak görüyorsunuz