Nefreti ve aşkı aynı anda yaşamak çok garip bir duygu. Bunu bana yaşatan yegâne şehirsin, Ankara. Ayazında sıcak kahve ile içimi ısıtmaya çalışırken, diğer yandan anılarım geliyor aklıma. İlk geldiğimde kollarına ufacık çocuktum. İlk aşkımı da seninle yaşadım. İlk kaybımı da. Benden çok şey aldın ama bana çok şey öğrettin. Soğuğu sevmeyi öğrettin bana. Kendin gibi soğuk olmayı. İfadesiz ve buz gibi bir insan oldum sayende. İlk aşkımla yıllar sonra yine karşılaştırdın beni. İlk aşkımın gözlerinin içine baktırdın. Bana hem yaşattın , hem de hatırlattın. Dünyanın öbür ucunda olan insanlarla bir araya getirdin. Tesadüf dedirttin. Sürpriz dedirttin. Öyle ya da böyle, ne kadar nefret etsem de senden, bana bağışlamayı öğrettin. Seni ve nefret ettiğim herkesi bağışlamamı sağladın. İlk kez ağladığım Tandoğan sokaklarında geberircesine güldürdün yıllar sonra. İçimi parçalayan, yiyip bitiren her şey bağışladım. Seni seviyorum Ankara. Fakat imkansız bir aşksın artık benim için.
“Tekmil ufuklar kışladı
Dört yön, onaltı rüzgâr
Ve yedi iklim bes kıta
Kar altındadır.
Kavuşmak ilmindeyiz bütün fasıllar
Ray, asfalt, şose, makadam
Benim sarp yolum, patikam
Toros, Anti-toros ve âsi Fırat
Tütün, pamuk, buğday ovaları, çeltikler
Vatanım boylu boyunca
Kar altındadır.”