Karmaşık ve gergin huylu kişiler hep böyledir. Çok güçlü olan duyguları ya incitir ya da eğilir. Ya öldürür ya da ölür. Sığ hüzünler, sığ aşklar uzun ömürlüdür. Büyük aşklar, büyük üzüntülerse kendi büyüklüklerinin kurbanı olurlar.
Ne korkunç bir şeydi: vicdanın böyle
ürpertici heyulalar yaratarak onlara gözle görülür biçimler verebildiğini, onları insanın gözleri önünde hareket ettirebildiğini düşünmek! Ne biçim bir hayat olurdu onunkisi, eğer işlediği suçların gölgeleri gece gündüz sessiz köşelerden onu gözetleyecekler, gizli yerlerden ona dil çıkartacaklarsa, şölen sofralarında kulağına fısıldayacak, buzdan parmaklarıyla onu uykusundan uyandıracaklarsa!
Hayatın kendisi kaostan ibaretti ya, imgelem denen şeyin müthiş bir mantığı vardı. Pişmanlığı günahın izini sürmeye yollayan imgelemdi. Her suça çarpık döller doğurtan imgelemdi. Gündelik olgular dünyasında ne kötüler ceza görüyor ne de iyiler ödüllendiriliyordu. Başarı güçlülere veriliyor, yenilgi zayıfların eline tutuşturuluyordu. Hepsi bu.
“Dünyayı yönetenler de kadınlardır. İnanın bana, orta karar şeylerden nefret ederiz biz. Birilerinin dediği gibi, biz kadınlar kulağımızla severiz, nasıl ki siz erkekler de gözünüzle seversiniz, yani severseniz
eğer.”
Bütün güzel şapkalar yoktan var edilenlerdir.”
“Güzel kişilerin ünleri gibi, Gladys!” diye Lord Henry lafa karıştı. “Kişinin yarattığı her etki kişiye bir düşman kazandırır. Toplumda gözde olmak için orta karar olmak gerekir.”