"Behey bedbaht, bir toprak sahibinin ne olduğunu hiç düşündün mü? Bak
oğlum, bu sözcüğün içerdiği anlam korkunç bir şeydir! Senin benzerin, senin
gibi etten kemikten yapılma ve bir kadından doğma biri, basit bir ölümlü,
yerkürenin bir parçasının sahibi oluyor, bir düşünsene! Bu yerküre parçası
onun öz malı oluyor, örneğin başı hatta çoğu kez daha fazlası gibi! Ve bu parçayı ondan kimse, hatta Tanrı bile alamıyor, olduğu gibi mirasçılarına kalıyor! Ve o bu parçayı istediği gibi kazmak, sürmek, üzerine inşaat yapmak hakkını da elde ediyor! Ve bu parçayı saran hava, sulayan su ve üzerindeki her şey de onun oluyor! Buranın ağaçlarını istediği gibi yakabilir, suyunu içebilir, otunu yiyebilir de kimse bir şey diyemez! Her gün kendine şöyle der: ‘Tanrının birinci günde yarattığı şu toprak var ya, işte onda benim de payım var; yarımküremizin şu yüzeyi bana ait, sadece bana ait, üstündeki altı bin arşın yüksekliğinde solunabilir hava ve altındaki bin beş yüz fersah derinliğindeki yerkabuğu ile birlikte!’ Evet ya, bu adamın mülkiyeti yerin merkezine dek uzanıyor."