“Biz tanrıları kıskanmayız, onlara hizmet etmeyiz, onlardan korkmayız ama hayatımız pahasına onların çoklu varoluşunu tasdikleriz ve hatıraları kaybolduğu anda onların maceraperest besi hayvanları olmak bizi duygulandırır.”
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Alevler içindeki Troya'dan omuzlarında babası Anchises ve Lare tanrılarıyla kaçarken Aeneas vatanı sırtında taşır. Oradan oraya sürüklenir, ta ki nefreti yüzünden onu takip eden Juno daha sonra Roma olacak şehir kurmasına izin verene kadar, ancak bir şartla: Aeneas Yunancayı unutacaktır, der Vergilius, Latinler gibi ve onlarla birlikte “tek bir ağızdan” konuşacaktır. Kuruluş destanı bu sefer aynı zamanda dilin kuruluşudur.
Odysseus'un sıkıntılarını ve sürekli ertelenen dönüşünü hikâye eden Odysseia tam da nostaljinin şiiridir. Odysseus'un sonunda “evinde” olduğuna dair o son derece sembolik işaret, sadece karısıyla paylaştığı bir sırdır, etrafına evini inşa ettiği zeytin ağacından elleriyle oyduğu kökleşmiş yatağıdır. Kök salmak ve kökünden sökülmek: İşte nostalji budur.
Zamanın, ufuk çizgisi gibi kıvrıldığına; her şeyin sonunda bir yolculuğa, bir döngüye, bir odise'ye geri döneceğimize inanabiliriz.
Ama geri döndüğümüz yer iyi midir? Orada hiç kalır mıyız?
Bir “hôte”: Hem ağırlayan hem de ağırlanan kişi aynı kelimeyle anlatılır ve bu kadim bir buluştur, medeniyetin ta kendisidir. Yunancada hôte kelimesinin her iki anlamını da taşıyan xenos'un aynı zamanda “yabancı” anlamına geldiğini de eklemeliyiz mutlaka, herkesten önce yabancıyı misafir etmek gerekir, ne de olsa Latincede hostis aynı zamanda “düşman” anlamına gelir: güven-güvensizlik.