Robert Burton Anatomy of Melancholy adlı eserinde, “melankoli hakkında yazarak melankoliden kaçınmak için kendimi meşgul ediyorum,” der. Ben de nostalji konusunda aynısını yapmaya çalıştım. Yirminci yüzyıldan sağ çıkmayı başarmış insanlar olarak hepimiz nostaljik olmadığımız bir döneme nostalji duyuyoruz. Ama görünen o ki geri dönüş yok.
Son Eve Dönüş
Oraya, hiç gitmediğim yere
geri döndüm
Eskiden nasıl değilse şimdi de aynı her şey.
Masada (kareli masa örtüsünün
üzerine) hiç doldurmamış
bardağı yine yarı
dolu buldum. Her şey
asla bırakmadığım gibi
aynı kalmıştı
Sizler tanık olun görevimi yaptığıma
Yetkin bir kimyacı gibi, kutsal bir ruh gibi,
Her şeyin özünü çıkardım çünkü,
Sen çamurumu verdin, ben altın'a çevirdim onu.
Gönlüm rahat, çıktım dağın tepesine,
Hastane, hapishane, kerhane, araf, cehennem,
Kent görünüyor tüm genişliğince,
Çiçekler gibi açar tüm aykırılıkları.
Boşuna gözyaşı dökmeye gitmezdim oraya,
Sen de bilirsin, ey Şeytan, kırık umutlarımın anası.
Nostaljinin birey psikolojisinin ötesine geçtiğini fark ettim. İlk bakışta, nostalji bir mekân özlemidir, ama aslında farklı bir zamana (çocukluk zamanımıza, rüyalarımızın yavaş ritimlerine) duyulan hasrettir. Daha geniş anlamda, nostalji, modern zaman fikrine, tarih ve ilerlemenin zamanına karşı bir isyandır. Nostaljik kışıler tarihi silmek ve özel ya da kolektif bir mitolojiye dönüştürmek, zamanı mekân gibi yeniden ziyaret etmek isterler, insanlığın başına bela olan zamanın geri çevrilemezliğine boyun eğmeyi reddederler.