Tanrı, gönderdi henüz olgunlaşmamış çocuklarına
Yasayı ve düzeni, sanat ve bilimi,
Cennetin ihsanlarıyla onlara yetenek verdi,
Tat katabilsinler diye yeryüzünün kupkuru yazgısına.
Çıplak geldiler cennetten
Ve bilmeksizin nasıl hareket etmeleri gerektiğini,
Şiir sanatı üst baş verdi onlara
Ve hiçbirinin kalmadı utanacak bir nedeni.
Kurumayın, sakın kurumayın,
Ebedi aşkın gözyaşları!
Çünkü ancak gözlerin yarı kurumuş pınarları
Çorak ve ölü gösterebilir dünyayı!
Kurumayın, sakın kurumayın,
Mutsuz aşkların gözyaşları!
Söyle yüreğim, nedir bu halin?
Nedir bunca telaşa düşüren seni?
Bu yabancı yaşam, senin için pek yeni!
Karşımdaki çehren sanki sislere boğuldu.
Siliniverdi daha önce sevdiklerin,
Karalar bağlayıp üzüldüklerin,
Siliniverdi huzurun ve gayretin -
Söyle, bütün bunlar nasıl oldu?
Susmayı sevmez şair taifesi,
Kendini göstermektir onların tiryakiliği;
Övgüler ve yergilerdir besinleri!
Kimse hoşlanmaz günah çıkartmayı düzyazıyla.
Ama bizler, sanki kilise hücrelerinin kuytuluğunda,
Ararız ilham perilerinin güvendiğimiz bahçelerini.
Tüm yanılgılarım ve amaçladıklarım,
Tüm acılarım ve yaşadıklarım.
Bu bukette birer çiçektir yalnızca;
Ve gençlik de, yaşlılık da,
Erdemler de, kusurlar da
Hoş görünür şarkıların kalıbında.