"Yarım yamalak edinilmiş bilginin beni kestirmeden hakikate ulaştırması çok rahatlatıcı. Haklı olup olmadığımı öğrenmeye asla zahmet etmem. Hiçbir şekilde değeri yoktur bunun.
İnsanoğlu nihai hakikati asla bilemez."
“Kreis nasıldır peki?”
“Gittiğimiz yer onun evi. Bir zamanlar profesörmüş ama sonra üniversiteden
kovmuşlar; bildik hikâye. Zehir gibi akıllıdır. Nerede beleş orada yerleş
halindedir. Bir keresinde beş parasız kalınca Hint fakiri gibi sokaklarda
dilendiğini biliyorum. Ahlaki değerleri hiç takmaz. Cesedin kefenini bile
çalabilir. Onunla burjuvazi arasındaki tek fark, bizimkinin yanılsamalara
başvurmadan çalmasıdır..."
Haritasız ve dümensiz kalmış, gideceği limanı olmayan bir gemiydi. Kendini akıntıya bırakıp sürüklenmek, en azından hareket etmek, hayatta kalmak demekti ki içini acıtan şey de buydu zaten; yaşamak.