Gözlerini kapadı ve sekiz saat boyunca rahat, deliksiz bir uyku
çekti. Huzursuz değildi. Uyku sırasında ne sağa sola dönüp durdu ne de rüya
gördü. Uyku onun için unutmak demekti; uyandığı her sabahı kederle
karşılıyordu. Hayat onu kaygılandırıyor, sıkıyor, zaman ise eziyet gibi geliyordu.
Martin’in aklından geçen ilk düşünce, “İyi ama günlerim işle, akşamlarım
okulla geçerse ben seni nasıl görürüm,” oldu, ama bunun yerine şöyle dedi:
“Akşam okuluna gitmek bana çocukça geliyor. Ama yine de ücretini
ödeyebilseydim giderdim. Ödeyebileceğimi sanmıyorum. Onların bana
öğreteceğinden daha kısa zamanda kendim öğrenirim...” Ruth’u ve ona sahip
olma arzusunu düşündü. “Ayrıca vaktim yok. Buna ayıracak vaktim yok,
gerçekten.”