"Herkesin bir ilk'i vardır ama benimki bir numarayla başladı: 26."
Beyza Alkoç’un kalemiyle tanışmak, benim için sadece bir hikayeye başlamak değil, kelimelerin o tılsımlı dünyasına kapı aralamaktı. No. 26, bu yolculuktaki ilk durağım, ilk heyecanım ve kitaplığımın en özel köşesi.
Kitap, Mine ve Efe’nin birbirine dolanan kaderlerini öyle ince bir işçilikle anlatıyor ki, kendinizi o apartman dairesinin sessiz bir tanığı gibi hissediyorsunuz. Beyza Alkoç, yalnızlığı ve aidiyet duygusunu sadece anlatmıyor, adeta okuyucunun kalbine ilmek ilmek işliyor. Karakterlerin arasındaki o görünmez mesafe azaldıkça, sizin de hikayeye olan bağlılığınız artıyor.
Bu incelemeyi yazarken içimde ayrı bir titreme var; çünkü bu benim okuduğum ilk kitap. Okuma serüvenime böyle dokunaklı bir başlangıç yapmak, sayfaların arasında kaybolmanın ne demek olduğunu keşfetmek tarif edilemez bir duygu. Mine ve Efe’nin hikayesi bitti belki ama bende bıraktıkları iz, okuyacağım binlerce kitabın ilk adımı oldu.
"Peki ya sizin kelimelerle tanışmanıza vesile olan o 'ilk' kitap hangisiydi?"