Hz. Mevlânâ aşk için der:“İlla birini seveceksen tene değil cana değeceksin. İlla birini seveceksen, dışını değil içini seveceksin..."
İrfân sahipleri, ârifler; mevcudatın ve zuhuratın hakikatinin, ezelî muhabbet olduğunu bilir ve derunî olarak yaşarlar...kâinâttaki cümle varlıklar aşk ve muhabbetin tezâhürüdürler. Atomda elektron çekirdek arasındaki cazibe, ay-dünya arasındaki çekim, arı ile çiçek arasındaki bağ...hepsi varlıklarını ve devamını, aşk ve muhabbete borçlu değil midir ?Ezelî muhabbet, kâinatın mevcudiyetinin ve kaimiyetinin olmazsa olmazıdır.Yûnus Emre der;
Leylâ-i Mecnûn benem,
Şeydâ-yı Rahmân benem,
Leylâ yüzün görmeğe,
Mecnûn olasım gelir !
Fuzûlî de, Mecnûn’dan daha ileri bir âşık olmak hevesini şöyle ifâde eder:
Bende Mecnûn’dan füzûn âşıklık istîdâdı var,
Âşık-ı sâdık menem Mecnûn’un ancak adı var!
Yûnus Emre’nin aşk hakkındaki şu beyti ne kadar derûnîdir:
Aşk imamdır bize gönül cemaat,
Dost yüzü kıbledir dâimdir salât…
Fuzûlî, Leylâ ile Mecnûn'un fenâya ermeleri sebebiyle aralarında bir fark olmadığını Mecnûn’un dilinden şöyle anlatır:
Bende âşikâr olan sensin!
Ben hod yokum, ol ki var, sensin!
Ger ben ben isem, nesin sen ey yâr?
Ve ger sen isen, neyim men-i zâr?
(Bende görünen sensin, ben kendim yokum! Ne varsa sensin, eğer ben varsam, ben ben isem ey sevgili, o hâlde sen nesin? Eğer sen sen isen, feryâd edip inleyen ben neyim, kimim?)Yûnus Emre, bu girift bilmeceyi şöyle ifâdelendirir:
Ete kemiğe büründüm,
Yûnus diye göründüm!
★
‘Leylâ ile Mecnûn’, doğu dünyasının, "Romeo ile Jüliet" ise batı dünyasının tirajik olan ölümsüz aşk hikâyeleri olarak yüzyıllardır hikâye edilir, sanat ve edebiyat camiasında hak ettiği şekliyle ele alınır...
Leylâ vü Mecnûn" aşkı, zaman içinde farklı müelliflerce kaleme alınmış...
‘Leylâ ile Mecnûn’un aşk hikayesinin