"İyi" ve "kötü" insanlığın sınırsız zaman ve mekanında, aynı dalgalar üzerinde yüzer giderler.
İşte bunun için şöyle denmiştir:"Dün yaşayanlar bugün olanları bilemezler ama bugün yaşayanlar dün olanları bilirler ve yarın, bugünküler 'dünküler' gibi olacaklardır."
Şu da söylenmiştir: "Bugünküler dün olanları yaşıyor, eğer yarınkiler bugün olanları unutur, hatırlamazlarsa, bu herkes için büyük bir felaket olacaktır."
Şimdilerde şairlik dahil bütün meslekler ruhumuzu kemirip duruyor,
inceden inceden. Makyajla kapatıyoruz kemirilen yerlerin üstünü,
ruhumuzdaki gedikleri, benligimizdeki oyuklari. Me;guliyetle,
sosyallikle, unvanla, kariyerle, şan şöhretle kapatıyoruz. Ama alttan alta
bir çoğumuz aynı dertten mustaribiz: Tamamlayamadığımız bir eksiklik
duygusunu, azalmayan bir bezginliği sırtımızda un çuvalı gibi taşıyoruz.
Monoton bir değirmentaşı günlerin akışı. Dönüyor kendi ritmiyle. Bizi o
çarkın dışına çıkaracak bir aşk arıyoruz. Sıradışı bir sevda. Ama gel gör
ki ne Ferhat'ız dağları delecek, ne Simurg kuşlarıyız mavilikte kanat
çırpacak. Hem gizliden gizliye masalsı ve destansı bir sevda arıyor hem
de masalları ve destanları havatımızdan satır satır silivoruz.
Ne var ki, kötünün gücü çok daha büyüktü, körpe dimağlara yanlış olanı daha kolay kabul ettirebiliyordu, o kadar ki karanlıktan korkan küçük bir çocuğa bile, paranın onu Tanrı'dan daha çok ilgilendirdiğini söyletebiliyordu.Oysa Tanrı burada doğru ve yaşamaya değer bir hayatın sembolü gibi anlaşılmalıydı.
İnsan hayatını yönlendiren kanunların hesaba dayanan bir mantığı yoktur.Uzay boşluğunda dönüp duran dünyamız da kanlı dramların gösterildiği sahneden başka bir şey değildir.Bu dünya güneşin etrafında döndüğü sürece ve ta kıyamete kadar kan dökülmesi mi gerek?