Aralık ayı geldi mi başlardın şikayet etmeye, şu bayramlar geçse de kurtulsak derdin, ama bana kalırsa sen sadece mutluluktan nefret ediyormuş gibi yapıyordun, mutsuz bir hayata sahipmiş gibi görünüyor olabilirdin ama öyle bile olsa, bunu kendin seçmiştin, mutsuzluğunun kontrolü sendeydi, buna inandırmak istiyordun kendini, sürekli insanlara çok zor bir hayat sürdüğünü gösterme çabasındaydın ama bu hayatın senin tercihin olduğunu da bilmelerini istiyordun, keyif almaktan tiksindiğin için, neşelenmekten iğrendiğin için kendin seçmiştin bu hayatı.
Kaçmayı daha kolay buldum. Her şeyden, herkesten kaçmanın soluklanacak bir durağı var, ama kendinden kaçıyorsan durmadan kaçıyorsun, durduğun, dinlendiğin bir an bile olmuyor. Bunca senedir yaptığım bundan başka birşey değildi. Kendimi yarım hissediyordum. Yarım yamalak... Bu yarımlığı hatırlamamak için üstünü örtüyordum kendimin. Görünmez olana kadar.
Zenginin zengin diye derdi olamaz. Fakirin fakir diye. Gencin genç diye. Yaşlının yaşlı diye. Kime hak lan bu dert dediğiniz şey? Niye sormuyor kimse birbirine derdini? Niye dinlemiyor?
Neşe bulaşıcıdır falan diyorlar. Yalan. Neşe kolonya gibi bir şey. Dökünüyorsun, o an ferahlıyorsun. Sonra uçup gidiyor burnundan, elinden, üzerinden. Kasvet öyle değil ama, zamk gibi, bulaşıyor ve dokunan herkese yapışıyor.