sakın bana ismimi sormayın
sakın gözlerimin tam içine bakmayın
yanımdan geçerken bana dokunmayın.
varsayın ki burada değil, oradayım.
oraya siz gelemezsiniz.
köprüleri yıktılar, gemileri yaktılar, yollar kayboldu.
“onun için asıl tekin olmayan gündüzler… çıplak gözle görünebileceği haller.”
“çirkin ya da sakat mıymış? görünmesini istemediği bir hali mi varmış?”
“hayır. sadece üzgünmüş… çok üzgün.”
gündüzleri sırtı pencereye dönük, tahta bir sandalyenin üzerinde, dirsekleri önündeki küçük tahta masaya dayalı, başı avuçlarının arasında ağlayarak kasvetli şiirler yazardı. geceleriyse uzun tırnaklarıyla hayatı kazımaya çıkardı. bilirdi, dışarıdaki gece, uzun tırnaklı bir kadının tırmıklarına istisnasız boyun eğerdi.
ben unutmak istiyorum doktorcuğum. eskiden olan her şeyi unutmak. insan ölürken geçmişi hatırlarsa çok üzülür değil mi? insan ölürken kendi kendini niye üzsün ki!
“Eğer her şeyi birbirleriyle bağ kurarak düşünmeye başlarsak, yarattığımız düzeni külliyen değiştirmemiz gerekir,” dedi Kraliçe, “bu da rahatımızı kaçırır. O yüzden insanlar yuvadan düşen kuşu yerine koymayı bilir de uçan kuşu vurmaması gerektiğini düşünemez.”