belki bu küçük kız buraya bir kez daha geldi, yalnızca haftalar sonra değil, belki yıllardan sonra da geldi, saçları ağarmış, görüşü berraklaşmış olarak; o zaman çevresine bakıp bugün kaçırmış olduklarını telafi etti belki de. çünkü burada hiçbir şey değişmez, aynı kayalıklara, ormanlara veya steplere kavuşan aynı kıyılarda aynı dalgalar yuvarlanır, yalnızca taşıdıkları gemiler değişir yaşanan aşklar ve acılar silinip gittiğinde.
“bunu niçin yaptınız, niçin sessizce ortadan kayboldunuz, niçin, niçin? bir iyi geceler denmeyecek mi bana, hem de bu gece, son gecemde? sabah alacasında öylece kayboluvermek, derin sularda yitmiş gibi kaçıp gitmek! vedalaşmadan! bunu hak ediyor muyum ben?”
“nerede bulunduğum benim için fark etmiyor aslında. yapacağım bir şeyler varsa her yer hoşuma gider. finlandiya’nın kasvetli göllerinin ve ormanlarının arasında, uçsuz bucaksız Volga steplerinde, büyük şehirlerde veya en ücra köylerde olmak, benim için fark etmiyor. yeter ki uğraşırken insanın kendisini hayatı oluşturan güçlerden biri gibi hissetmesini sağlayacak bir iş olsun, -güce karşı güç- ve zafer!”
“kuyu senin içinde. bir başkasının sana yapacağı her şeye sen kendi içinde hazır olmalısın - onu uzaklaştırıp kendin içine dalmalısın ve ne yaptığını sormamalısın. batmalısın, ancak o zaman yeniden doğarsın.”