Sırılsıklam olmuş peçemin ardından ona baktım. Onun kapkara gözleri de benimkilere kenetlenmişti. Bir an için sikkesi, birbirini mükemmel bir şekilde dengeleyen iki yüzü biz olmuştuk sanki. Onun hızı ve benim gücüm. Hangimizin üste geleceğini sadece ve sadece şans belirlemişti.
Doğrulup yüzüne uzandım ve başparmağımla ağzının bir köşesini yukarı çekerek yüzüne yamuk ve absürt bir gülümseme kondurdum. "Böyle daha iyi. Gerçi hâlâ berbat ve şövalyelerin yüz karasısın."
"Tam da sevdiğin gibi." Başparmağımın ucunu ısırdı.
"Nehrin yağmuru umursamadığını söylüyorsun ama yağmur olmazsa nehri kim besleyecek? O su damlacıkları zamanla taşı bile aşındırır." Sözlerim çekicimle indirdiğim darbeler gibiydi. Güçlü. Emin. "Senden korkmuyorum. Çünkü ben olmasam, sen bir hiç olurdun."
Kollarımı etrafıma doladım, iliklerime kadar donmuştum.Sıcak bir beden arkama geçti ve belimde bir el hissettim. Kim olduğunu anlamak için dönüp bakmama gerek yoktu.
"Kâhin. Kral'ın misafiridir. Ona saygısızlık edecek herkes şövalyelere hesap verecektir. Peçesinin altına bakmaya kalkışanlar onun ve Gargoyle'un uygun gördüğü cezayı hak etmiş sayılacaktır. Yaptıkları hiçbir seyden sorumlu tutulmayacaklardır."
Gargoyle gözlerini kırpıştırdı. "Ah, Bartholomew. Rüya gibi bir adam."