vrykolakas vakalarında cesedin nasıl hareket ettiği ve tam olarak neler yapabildiği oldukça belirsizdi. bir taraftan bedenin şiştiği, siyah/kırmızımsı bir renk aldığı, saç-sakal-tırnakların uzamaya devam ettiği ve cesedin bu haliyle mezarını terk ettiği söylenirken, bir taraftan da görülen imgenin sadece toprağın altında ele geçirilmiş halde bulunan cesedin illüzyonu olduğuna inanılıyordu. nitekim vrykolakas ve diğer pek çok folklorik vampirin favori aktiviteleri insanları rüyalarında ziyaret etmek, uyku halindeyken vücutlarına, özellikle göğüs bölgelerine ağırlık vererek onları uykularında boğmaya çalışmaktı. sadece geceleri değil gündüzleri de, kamusal alanlarda, sokaklarda, caddelerde de görülebilen vrykolakas, mezarını fiziksel olarak terk ettiğine inanılan vakalarda dahi, ne yazık ki, kabrinin dışında bir türlü yakalanamıyordu; bu yüzden mezarların açılıp cesetlerin her vakada vampirizm testlerinden geçirilmeleri mecburiydi.
mektup tarzında yazılmış de opinationibus'un konusu, exotica diye adlandırılan, yunan halk kültürünün unsurları olan doğaüstü fenomenlerdir. söz konusu çocuk kaçıran, yeni evlenenlere musallat olan ya da mezardan dönen şeytansı varlıklar fiziksel dünyanın ve insanlar aleminin sınırlarında, örneğin mezarlıklar gibi yerlerde görünürler. çalışmadaki egzotik varlıklardan bir tanesi, modern terminolojiyle hortlak ya da vampir olarak tabir edilebilecek "mezarından geri dönen" vrykolakas adlı yaşayan ölüdür. kitabın diğer konularından olan çocuk yiyen kadın şeytan gello, yılın belli zamanlan ortaya çıkan öcü kallikantzaroi (veya karakoncolos) ya da mezarında davul gibi şişen tympanios gibi varlıklar da modern veya modern-öncesi vampir kavramlarıyla ilişkilendirilebilir olsalar da erken modern dönem folklorik vampir inanışının prototipi vrykolakastır.
vampir görülerini "delilik, beyin hasarı, fazla oruç tutmak veya uykusuzluğa bağlı halüsinasyonlar" olarak değerlendiren papa, problemin kökeninde eğitimsizlik olduğunu vurgulamıştı.
bir gün cesedin mezarının üzeri sayısını kestiremediğim kadar çok kılıçla doluydu, bu işi çok ciddiye aldıklarından kafalarına estikçe, bazen günde üç dört defa, gelip mezara kılıçlar saplıyorlardı. o sırada mikonos adası'nda bulunmakta olan bir arnavut, otoritenin sesini yansıtır bir tavırla söz alarak: "böyle bir iş için hıristiyan kılıçlarını kullanma fikrinin akıl almaz derece gülünç olduğunu" dile getirdi. "anlayamıyor musunuz, kör müsünüz!" diye çıkıştı, "kılıçların tutma yerlerindeki haçların iblisin cesedi terk etmesine mani olduğunu fark edemiyor musunuz?" ve ekledi: "neden türk kılıçları kullanmıyorsunuz?"
- bir doğu akdeniz yolculuğu (1718), tournefort