Eserlerini bütünüyle ifade edebilmiş bir insan varsa, o da Shakespeare'dir. Göz kamaştırıcı derecede parlak, engelsiz bir zihin varsa, diye düşündüm kitaplığa dönerken, o da Shakespeare'in zihnidir.
Diyelim ki bir baba, en soylu sebeplerden dolayı kızının evden ayrılıp yazar, ressam ya da eğitimli bir kişi olmasını istemiyordu. "Bay Oscar Browning'in söylediklerine bak", derdi. Bay Oscar Browning'le de kalmıyordu; SATURDAY REVIEW vardı, "kadın olmanın esasları; ERKEKLER TARAFINDAN DESTEKLENMEK VE ONLARA HİZMET ETMEKTİR," diyen Bay Greg vardı. Kadınlardan zihinsel olarak hiçbir şey beklenemeyeceği sonucuna varan eril fikirlerden oluşan devasa bir yığın vardı ortada.
On dokuzuncu yüzyıla kadar kadınlara anonimliği dayatan işte bu iffet algısının hatırasıydı. Currer Bell, George Eliot, George Sand gibi yazdıklarından anlaşıldığı üzere içsel savaşın tüm kurbanları erkek ismi kullanarak kendilerini gizlemeye çabalamışlardı ancak nafile.
Ayrıca, kendisinden bilgi almak isteyen bir kadına kedilerin bir çeşit ruha sahip olsalar da aslında cennete gitmediklerini söylemişti. Şu yaşlı adamlar bizi çok fazla düşünmek zahmetinden nasıl da kurtarıyorlardı! Onlar yaklaştıkça nasıl da geri çekiliyordu cehaletin sınırları! Kediler cennete gitmez. Kadınlar Shakespeare'in oyunlarını yazamaz.
Elbette, kadınların erkekler tarafından yazılan kurmacalar dışında bir görünürlüğü olmasaydı, onların son derece önemli; oldukça çeşitli; cesur ve huysuz; muhteşem ve alçak; inanılmaz derecede güzel ve aşırı derecede çirkin; en az erkekler kadar yüce -bazılarına göre onlardan da yüce- olduklarını hayal edebilirdik.