Burada, dağın zirvesinde ayakta duruyorum. Başımı göğe kaldırıp kollarımı açıyorum. Bu, benim vücudum ve ruhum, bu bütün araştırmalarımın neticesi. Etrafımdaki şeylerin anlamını bilmeyi dilemiştim. O anlam benim. Var olmanın bir ispatını bulmak istiyordum. Var olmak için ispata ihtiyacım yok, varoluşum için bir onay sözcüğüne ihtiyacım yok. İspat da onay da bizzat benim.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ayaklarımızın altındaki toprağa sevgi ile basarak ilerliyoruz. Fakat sessizce yürürken aklımıza yine birçok soru geliyor. Bulduğumuz şey, kendi başına olmanın çürümüşlüğüyse insan bu çürümüşlükten başka ne dileyebilir ki? Bu büyük ve kötü yalnızlıksa, iyi olan nedir, kötü olan ne?
Ağaçlar ilerlememizi istercesine önümüzde iki yana ayrıldı. Orman bizi bağrına basmış gibi görünüyordu. Yürümeye devam ettik; düşünmeden, umursamadan, bedenimizin şarkısı dışında hiçbir şey hissetmeden yürüdük.
Erkekler Birleşme Zamanı hariç kadınları düşünemez" diyen kanuna da hiç aldırış etmiyoruz. Bu Birleşme Zamanı, yirmi yaşını aşmış bütün erkekler ile on sekiz yaşını aşmış bütün kadınların her ilkbaharda bir gece için Şehrin Eşleşme Sarayına götürüldükleri vakittir. Her erkek, Öjeni Meclisi tarafından kendisine verilen kadını alır. Her kış çocuklar doğar fakat anneler hiçbir vakit çocuklarını göremez. Çocuklar da hiçbir zaman anne babalarını göremezler. Biz bu Eşleşme Sarayı'na iki defa gönderildik. Ne var ki bu çirkin ve utanç verici hadiseyi hiçbir zaman düşünmek istemeyiz.