Defedebileceğim birçok his vardı önceden damarlarımdan; ama hepsini yalnızca düşünerek yapardım. Şimdi ise bir şeyleri hissetmemek istediğimde bunu ancak kan akıtarak yapabileceğimi biliyordum. İnsan kendi kendini getiriyordu bu noktaya, en başından izin vermediği hiçbir şey sızamazdı yoksa sınırlarından içeri.
Artık içeride yalnızca ben ve şeytanlarım vardık. Bir gece yarısı ansızın, cehennemin bir köşesinde belamızı bulacaktık.
Gerçi, çoktan bulmuştuk galiba.
Ellerin sıcak, büyük ve kemikliydi.
Tutunca önce ısınır, sonra ezilirdim.
Beni böyle ısıtanın sıcaklığın mı yoksa
bakışların mı olduğunu bilemediğim gibi;
Altında ezildiğim kuvvetin de kemiklerinin sertliği mi yoksa davranışlarının netliği mi olduğunu hiçbir zaman öğrenemedim.
Herkes bir şeyler söylemek istedi.
"Gitme," demek istedi biri; "Kal" demek istedi.
Biri, "Hayır" demek istedi. Ben,
"Yapma" demek istedim sana.
Yüzüne bakıp, "Beni bir çift gözün içinde kaybetme," demek istedim.
Sen yaptın, ben izledim. Sen gittin, ben kaldım. Beni bu dört duvar arasında yalnız bıraktın. Sana kalamadım diye ben de kendimden geriye bir şey bırakmadım.