Bu kadar geniş bir konu yelpazesine sahip olup da aynı zamanda okuyucuyu anlattıklarının içine böylesine güzel çekebilen ender kitaplardan biriydi. Burada başta dili kullanmadaki ustalığıyla, çoğu zaman karşımda bana konuşuyormuş gibi hissettiğim İlber Ortaylı'yı; ve de okuyucuyu, okuyucu olmaktan çıkarıp söyleşiyi birlikte yaptığı bir arkadaşı haline dönüştüren Yenal Bilgici'yi tebrik etmek gerekiyor.
Sosyal bilimlere olan ilgimin azlığından olsa gerek, kitapta İlber Hoca'nın, arkadaş çevresinden; yazarlardan; tiyatroculardan; bi'lhassa tarihçilerden isim isim bahsettiği yerlerde bir miktar sıkıldım ama kitabı yarım bırakmayı hiç düşünmedim. Arada tanıdık isimler de görünce keyfim yerine geldi zaten. :)
Kitapta, aklınıza gelebilecek her şeye dair -abartmıyorum- her şeye dair bir şeyler var. Yazarlardan tiyatroculara, tarihçilerden senaristlere,yönetmenlere, müzisyenlerden tarihe yön veren kişilere dair İlber Ortaylı'nın fikirlerine, yapıcı eleştirilerine yer verilmiş; çoğunlukla konuyla ilgili varsa bir sorun/sorunları çözüm önerileriyle birlikte dile getirilmiş.
Kitabı okurken İlber Hoca için "keşke şu bakan olsa yok ya da bu bakan da mı olsa toptan tüm bakanlıkları ona mı verseler" diye iç geçirdiğim yerlerin sayısı da bir hayli fazla: Mimar Sinan'dan ve şehircilik anlayışından #42215735 bahsettiği yerlerde Çevre ve Şehircilik Bakanı olsun istedim; tarihe ve tarihi eserlere sahip çıkmakla ilgili endişelerini dile getirdiğinde, gezdiği yerleri anlattığında Kültür ve Turizm Bakanı olsun istedim... İstedim de istedim... Gerçek dünyaya dönünce de "bari bu pozisyonlarda olanlar bu kitabı okusunlar da ülkemizde bir şeyler daha iyiye gitsin!" diye içimden haykırdığımı da eklemeliyim.
Velhasılıkelam, her ne kadar İlber Ortaylı Yenal Bey'e
gencmuslumanlar.com/irade-terbiyesi...
Bu kitap Genç Müslümanlar sayfasından gelen bildirimle karşıma çıktı. İsmini gördüğüm anda almam
gerektiğini biliyordum. Ben de günümüzdeki çoğu insan gibi zaman yönetiminde zorlanan kurduğu düzeni sürdürebilmekte sıkıntı yaşayan biriydim. Maruz kaldığım caydırıcı etkenlere karşı savunmasızdım. Telefonuma, bilgisayarıma, arkadaşlarıma, uykuya yenik düşüyordum. Tüm bunların çözümünün ise irademi kuvvetlendirmekten geçtiğini biliyordum ancak devamlılık konusunda sıkıntı yaşıyordum. Bu süreksizlik de benim özellikle okul hayatımda inişli-çıkışlı (daha çok inişli) bir başarı çizgisine sahip olmama sebep oluyordu. Sadece eğitim hayatım değil günlük hayatımın da bir parçası haline gelmişti düzensizlik. Buna bir "dur!"demeliydim. Yaşayacak bir hayatımız var, bunu değerli ve eksikliği fark edilecek kadar iyi kılmak Müslüman olarak bizim görevimizdi. İşte hayatımı bambaşka bir yöne çevirdi, dediğim tecrübeleri de tam da bu dönemde yaşadım, iyi ki de yaşadım.
Hayatımın başarısızlık anlamında "en dibi gördüm.." dediğim bir döneminde irademle ilgili, kendimle ilgili birçok şeyi keşfettiğimi fark ettim. Bu dönem beni, çoğu bu kitapta da bahsedilen konularda eğitmişti. Kitapta rastladığım bu cümle aynı sebepten, yüzümde bir tebessüme neden oldu:
"Hayatta mutlak başarı her zaman söz konusu değilse de mücadelenin sonunda kalbin rahatlaması başarı adına kâfidir."
#51635917
Elde ettiğim başarısızlıklardan çok, kalbimin bu şekilde rahatlamasını ne denli özlediğimi ancak bu hissi yeniden yaşadığımda anlayabildim. Kendime yaptığım en büyük kötülük sanırım emek vermeyi bırakarak kendimi mahrum ettiğim bu huzurdu.
"Psikolojide basit bir kuram der ki; aşırıya kaçılmadığı takdirde tüm